29 Temmuz 2015 Çarşamba

SIMON BECKETT - DAVID HUNTER SERİSİ

David Hunter serisi,benim daha önce okumadığım hatta okuyabileceğimi bile sanmadığım bir türdü.Fakat geçtiğimiz dört ayda seriyi 15’i okumalarıyla tamamladım hatta bir sonrakini beklemek zor bile geldi.
Hunter karısını ve kızını trafik kazasında kaybettikten sonra  Norfolk’un uzak bir köyünde  pratisyen hekimlik yapmaya başlayan eski bir adli antrapologdur.Seri,trajedisinden kaçıp mesleğini arkada bırakabildiğini düşünen  doktorun hiç de uzak kalamayacağı olaylarla başlar ve her kitapta başka bir macera ile devam eder.
Simon Beckett ,92 den beri serbest gazetecilik yapan bir İngilizce öğretmeni. Üniversiteden mezun olduğunda tamirat işlerinde çalışmış sonra İspanya’da İngilizce öğretmeliği yapmış.İngiltere’ye döndükten sonra bir süre çeşitli gruplarda perküsyon çalmış.Gazeteciliği sırasındaki deneyimleri onu polisiye-gerilime yönlendirmiş. Uyuşturucu baskınları,genelevler,silahlı çatışmalar hikayelerini oluştururken gereken malzemeleri hazırlamış.
Body Farm in Tennessee’yi  ziyareti sırasında gördükleri kafasında,29 dile çevrilmiş David Hunter’ın hikayesini şekillendirmiş. http://web.utk.edu/~fac/ sitesini incelerseniz öğrencilere onun adına verilen bir ödül olduğunu görebilirsiniz. Simon Beckett Student Paper Prize
Burası  Knoxville-Tennessee’de  bulunan ve adli inceleme konusunda eğitim veren  bir akademi.Beckett 2002 yılında Daily Telegraph Magazine’e yazacağı  bir yazı için orada 5 gün kalır. Gerçeğe yakın canlandırmalar ile eğitim veren kurumda ,gerçek evlerin yakılıp içinin incelendiği, kan bankasından alınan gerçek kan analizlerinin yapıldığı, ormanlık alanlardan gerçek kadavraların taşındığı ilginç bir deneyime tanık olur ve sonunda not defterini ,teybini bir kenara koyar öğrencilere katılır. Gazetecilik ile başlayan yol bambaşka bir yöne gider.
Alışılageldik agresif dedektif hikayelerini okuyanlar için aslında Hunter pasif karakterli. Ancak işinde çok bilgili. Yazar araştırıp öğrendiği bir çok bilgiyi bize onun ağzından veriyor. Ölen birinin kimyasındaki günlük değişiklikler ve böceklerin buna etkileri gibi aslında çok da bilmek istemeyeceğimiz konular, burada olayların çözülmesi için elzem.

Ölümün Kimyası  2006’da basıldığında CWA Gold Dagger (Crime Writers' Association) ödülünün en kuvvetli adayı gösterildi. Ödülü Raven Black ile Ann Cleves almasına rağmen Simon Beckett  iki milyondan fazla satacak kitabıyla kendini tanıtmaya başlamıştı bile.
Başarılı müzisyenlerin ikinci albüm sendromu gibi ikinci kitapta ne yazması gerektiğini düşünen Beckett  ilkinden farklı ama okuyucularının heyecanını düşürmeyecek bir fikir arayışına girer. Öncelikle olay nerede geçmelidir?Tekrar Norfolk olmasını istemez. İskoçya kıyılarına yaptığı bir seyahat ona  Outer Hebrides’lerde hayali bir ada yarattırır.”Runa” Mevsim kıştır. Ada vahşi ve kasvetlidir. Olayları oluşturacak temel manzara hazırdır.İlk kitapta bolca yardımı dokunan kurtçuklar,sinekler,böcekler kış şartlarında çok belirleyici olamayacaktır. Yıllar önce okuduğu kendinden yandığı iddia edilen insanların hikayelerini düşünür.Sadece vücut içten içe yanarken odadaki başka hiç bir şey yanmaz.Bu açıklanamaz olayları adada  Hunter çözecektir.

Kemiklerin Şifresi ,hepsi içinde en favori kitabım oldu. İnanılmaz keyif aldım,merak ettim ve asla sonunu tahmin edemedim ,elimden bırakamadım bir günde bitti.

İkinci kitap bende çıtayı çok yükselttiği için Ölülerin Fısıltısı ve Mezarların Çağrısı beni yeterince etkileyemedi.Ölülerin Fısıltısı’nda yazar  David Hunter’ı doğduğu yere Body Farm’a,Tennessee'ye geri getiriyor.Katili bulmak için eski bir arkadaşının yardım isteğini geri çeviremiyor. 

Dördüncü kitapta David Hunter’ın geçmişini öğreniyoruz.Beckett "bana sürekli sorulan Hunter'ın geçmişini göstermek,bu kitapta çok uygun olacaktı" diyor.Onun hikayesiyle, çözülmesi gereken hikayeyi birbirine bağlarken en şevkle yazdığı kitabın bu olduğunu söylüyor.Ne Hunter’ın ne de okuyucunun ön göremeyeceği bir sonu olsun istemiş  ama bence serinin en zayıf kitabı buydu.

Bunların dışında yazarın seri dışı Türkçe’ye Kapan olarak çevrilen Stone Bruises(2014) ile hiç çevrilmeyen
Fine Lines (1994)
Animals (1995)
Owning Jacob (1998) kitapları mevcut.
İngiliz yazar,McFadyen gibi kendi ülkesinden ziyade İskandinav ülkelerinde ve Almanya’da daha çok tanınıyor ve satıyor.Ya İngilizler polisiyeden Almanlar kadar hoşlanmıyor yada yabancı yazarları okumak bizde olduğu gibi daha cazip geliyor.Almanya’daki söyleşilerine yüzlerce bilet satılıyor.Hatta Köln’de 900 ,Hamburg’da 800 biletin anında satılmasını hiç kimse açıklayamıyor.Bence sebebi,doğru yayınevi,doğru çevirmen ve iyi bir editörle yapılan pazarlama stratejisiyle bağlanamayacak kadar sosyolojik. 

2 yorum:

  1. sen güzel diyorsan vardır bir hikmeti , şu aralar kitap almıyorum perhizdeyim ama not alıyorum :D

    YanıtlaSil
  2. Merhaba, blogunuzun içeriğini çok beğendik ve takibe aldık. Bize de bekleriz :)

    http://kardeskardeseblog.blogspot.com.tr/

    YanıtlaSil