10 Ocak 2018 Çarşamba

2017 Dünya Kitap Dergisi Yılın En İyileri Ödülleri

Dünya Kitap’ın 25 yıldır gelenekselleşmiş Yılın En İyileri Ödüllerinin kimlere gideceği belli oldu.
Yılın En İyi Telif Kitabı Nermin Yıldırım'ın Hep Kitap'tan çıkan Dokunmadan romanına verilirken ; 




En İyi Çeviri Faruk Sevimay 'a verildi. Sel Yayınlarından çıkan James Joyce'un Finnegan Uyanması İngilizce yazılmış en zor eserlerden biri kabul edildiğinden çevrilmesi de çok zor adlediliyordu.

Yılın Telif Polisiye Ödülü'ne Kan ve Gül Bir Kara Dejavu ile Alper Canıgüz layık görülürken

Koç Üniversitesi yayınlarından çıkan Leopold'un Sabunu ile Berkan M. Şimşek Polisiye Edebiyat Teşvik Ödülü'nün sahibi oldu.
Seçici Kurul ayrıca bu yıl Kara Hafta İstanbul Festivaline, Polisiye Edebiyata Teşvik Ödülü verilmesini kararlaştırdı.

Edebiyattaki 50. yılını kutlayan Selim İleri'ye ise başta edebiyat, kültür ve sanat alanında yazdığı eserler, verdiği emekler nedeniyle “50 Yılın Emeği Ödülü” verilmesi kararlaştırıldı.


Gastronomi kültürü kitapları arasındaki seçimdeyse Yılın En İyi Gastronomi Kitabı Ödülü Özge Samancı'nın çeviri yazı ve sadeleştirmesiyle Çiya Yayınları'nın bastığı 1880 Yeni Yemek Kitabı' nın oldu.
Ayrıca Prof. Dr. Günay Kut ve Turgut Kut, yeme-içme kültürüne yıllardır yaptıkları katkılar nedeniyle Gastronomi Kültürü Emek Ödülü 'nün sahibi oldular…

29 Aralık 2017 Cuma

2017 Edebiyat Ödülleri

Aralık sonu geldiğine göre artık  tüm bir edebiyat yılını  değerlendirip toparlayabiliriz Sonrasında dönüp baktığımda bu listeler benim çok işime yarıyor.Umarım size de faydası  oluyordur.

İlgi alanım açısından benim Nobel’den bile heyecanla beklediğim Hugo Törenleri bu yıl Helsinki’de gerçekleştirildi. 2018 totemlerimden  Helsinki ve Stockholm :) sağlıkla kısmet olsun diyelim .

Tarihinin en kalabalık ikinci katılımının gerçekleştiği etkinlikte yeni bir kategoride açıldı ve bu yıl En İyi Seri Ödülü de verildi.


En İyi Roman kategorisinin, büyük ödülün sahibi The Obelisk Gate adlı romanıyla geçen yılın da galibi N.K. Jemisin oldu. Jemisin böylece 86-87 yıllarında ödül almış Orson Scott Card‘tan sonra üst üste iki sene En İyi Roman ödülüne layık görülen ikinci yazar oldu.

Sevgili Ursula Le Guin kariyerinin altıncı Hugo'sunu kazandı.En İyi Kurgusal Olmayan Kitap kategorisinde ödül  Words Are My Matter: Writings About Life and Books, 2000-2016 adlı derlemesiyle yazarlık kariyerini kaleme alan kraliçeye gitti.
Amal El Mohtar  Seasons of Glass and Iron  adlı öyküsüyle hem Hugo hem Nebulayı  aldı.
Rabid Puppieslerin aday China Miéville ve Neil Gaiman gibi isimlerden hiçbiri ödül alamadı.

Geçtiğmiz yıl Nobel Komitesi  Amerikan şarkı kültüründe yeni bir şiirsel anlatım yarattığı için ödülü ABD'li şarkıcı Bob Dylan'a verilmişti.Bob Dylan ödülü almaya gelmemişti.
Bu yıl İsveç’teki komite 2017 Nobel Edebiyat Ödülü'nü Japon kökenli İngiliz yazar Kazuo Ishiguro'ya verdi. Kazuo Ishiguro, ödülü "Günden Kalanlar" isimli romanıyla kazandı. Kitap bizde de Şebnem Sunar çevirisiyle yayınlandı.




Edebiyat dünyasının en saygın ödülleri arasında gösterilen Man Booker'ın bu yılki sahibi, Amerikalı yazar George Saunders oldu. Saunders, ABD başkanlarından Abraham Lincoln'ün oğlunun mezarına yaptığı ziyareti konu edinen "Lincoln in the Bardo" isimli romanıyla ödüle layık görüldü.



2017’nin  Pulitzer ve  Arthur C. Clarke Ödüllerine baktığımızda ise son yılların parlayan yıldızı Colson Whitehead’i görüyoruz. Eleştirmenlerden tam not alan, çok satarlar listelerinde aylar boyunca bir numarada kalan The Underground Railway  bizde de Siren Yayınlarından çıktı.
Fantastik kurgu ve bilimkurgu edebiyatının saygın ödüllerden biri kabul edilen Locus ‘u Bilim Kurgu dalında  Hugo’yu da  kazanacağı beklenen Death's End ile Cixin Liu aldı.


Fantastik Kurgu dalında ödül  All the Birds in the Sky, ile Charlie Jane Anders’e gitti. 


Amerikan Gizem Yazarları topluluğu tarafından verilen Edgar Ödülünü  En İyi Roman Dalında Before the Fall ile  Noah Hawley  aldı.




Dünya'dan haberler böyleyken,bizde kimler hangi ödüllere layık bulunmuş bir genelleyelim.


Sait Faik Hikaye Armağanı

Behçet Necatigil Şiir Ödülü


 Yunus Nadi Roman ve Öykü Ödülleri


Duygu Asena Roman Ödülü

Haldun Taner Öykü Ödülü




















Orhan Kemal Roman Ödülü


Bunların dışında,

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin Sedat Simavi anısına verdiği Edebiyat Ödülü bu yıl  Son Duraktan Bir Önce” adlı şiir kitabıyla Cevat Çapan’a verildi.

25. yılına giren Cevdet Kudret Edebiyat Ödülleri, 2017 yılında, tiyatro dalında Berkay Ateşin Hakikat, Elbet Bir Gün adlı oyununa verildi.

Yunus Nadi Şiir Ödülü' Abdulkadir Paksoy ve İhsan Tevfik paylaşırken , Ahmet Fenar Sandık öyküsüyle Orhan Kemal Öykü Ödülünü aldı.

Ülkemizden haberleri verirken  polisiye kültürüne katkı sunmak için düzenlenen 221B Polisiye İlk Roman yarışmasına değinmemek olmaz. Ödülü’nün sahibi “Öldüren Roman” adlı dosyasıyla Baytan Uğur Yem oldu.Yarışmanın ödülü olarak yazarın ilk kitabı, 2018 başında Mylos Kitap’tan  yayımlanacak.

Dünya Kitap Dergisi'nin Yılın En İyileri Ödülleri açıklandığında onu ayrıca yazacağım.


28 Aralık 2017 Perşembe

SİYAH KOKU - GÜLAYŞE KOÇAK

Yerli distopya okudukça yakın gelecek endişe seviyem yükseliyor. Hikaye, bize pek tanıdık Bizistan adlı bir yerde,muhtemelen çok uzak olmayan bir gelecekte geçiyor.Su kaynakların tükendiği su savaşlarının yapıldığı bir dönem. Yiyecekler endüstriyel, içecek ihtiyacı haplarla karşılanıyor. İnsanlar sağlıksız, gençlerin bile yüzleri kırış kırış. Yaşam ömrü kısalmış.

Doğal kaynakların kuruduğu, kişi başına düşen su tüketiminin kotaya bağlı olduğu, hükümetin gelir elde etmek için Bedensel Kaynak Yasasını çıkartıp organ bağışını genç-yaşlı ayrımı gözetmeden zorunlu kıldığı bu dünyada insanlar dev püskürtücülerle havaya salınan ilaçlarla sakinleştiriliyor.

Bizim Güzin Abla’ya benzer bir iş yapan Mine bir gazetenin Zeyda Teyze köşesini yazıyor. Şehirler arası bir otobüs yolculuğunda Tuncay’la tanışıyor ve aralarında bir ilişki başlıyor daha doğrusu kitap boyunca bir türlü başlayamıyor.Aslında distopik konunun önüne geçen bu ilişki romanın merkezinde hastalıklı bir şekilde uzadıkça uzuyor.

Sistem, ekonomi, kapitalizm, savaş, vicdani ret,ötekileştirme, cinsiyetçilik, ırkçılık gibi altı çok doldurulabilecek konular bu çiftin kavgalarının arasına sıkıştırılmış beylik cümlelerin ötesine geçemiyor.


Distopik konusu ilginç fakat sonu bir türlü toparlanamamış bir roman olmuş Siyah Koku. Gene de türün ilginç örneklerinden biri olarak bu ilişki sarmalından sıkılmam derseniz okuyun.Ben hiç bir yere varmayan ilişkilere tahammül edemediğimden çok sıkıldım, bitirene kadar elimde süründü.

27 Aralık 2017 Çarşamba

GÖKDELEN - TAHSİN YÜCEL



“Ama sen kahvaltını bitir önce. Bugün kaç sofrada buğday ekmeği yeniliyor? Evet, buğday serada yetişiyor, seralar da yabancıların elinde. Gene de bitirmek zorunda değilim. Hiç iştahım yok bu sabah.”....

Arka arkaya okuduğum yerli distopyalardan sonra aslında bu türe uygun ne çok malzeme ve potansiyel taşıdığımızı fark ettim.Şehirler almış başını gidiyorken  biz distopyaları hep uzak zamanlarda yada başka  gezegenlerde geçer sanıyoruz.Oysa neredeyse o distopyaların kıyısındayız.

Tahin Yücel’in meşhur romanı Gökdelen ilk 2006 yılında basılmış.Benim okuduğum 9.baskıydı. Bugünden hele İstanbul’dan bakınca öngörüsü şahaneymiş.

Yıllar yılı özelleştirmeye karşı olanları sermaye düşmanlığı yapmakla suçlayan güruh bu uğurda sınır tanımamış ve 2073’e gelindiğinde denizlerin bile özel mülkiyete ait olduğu bir ülke yaratmış.Gerçi geçtiğimiz Kasım ayında Bodrum Mal Müdürlüğü Bodrum Sahillerini açık artırmaya çıkardı. Gündoğan,Gökçebel,Yalıkavak,Türkbükü Turgut Reis ve daha pek çok bölgede 30 yıllık kiralamalar yapacaklarmış. 2073 ne ki , geçmiş olsun  :(

Şimdi sırada ne var ;  yargının özelleştirilmesi. Bu konuda yorumun ne olurdu acaba Ersan Hocam !

Hakimler,savcılar hep güdümlü kararlar verirken ,tüm yargı çalışanlarının maaşları,masrafları hükümet için büyük bir ödenek oluşturuyorsa bu e tabii yönetim açısından karlı bir politika olacaktır. Olur mu olmaz mı derken, suyun başını tutanlara mantıklı gelince oluyor, üstelik  ileri gelen iş adamlarının oluşturduğu bir konsorsiyum ile de istirakçiler belirleniyor.

Laz mütahit kafasının  gökdelen dikme sevdasına evrildiği inşaat furyası 2073’de de tam gaz devam.

Fikrin güçlü,ancak kurgunun ve finalin hafif kaldığı Gökdelen olabileceklere ve gidişatımıza farklı bir yönden dikkat çekiyor. Makineleşme ve gıda yetersizliği ile mücadele edilmedikçe sosyo-ekonomik yönden sistemin ötekileştirdiği Yılkı Kitleleri çok da gerçek dışı değil.

27 Ekim 2017 Cuma

BAŞLANGIÇ - DAN BROWN

Cehennem yorumunu yazmamın üzerinden 4 yıl geçmiş.(burada) Maalesef o kitabında da Dan Brown beni tatmin etmemiş daha çok bir yergi yorumu yazmıştım. Bana sponsorları bile belli bir film senaryosu okuyorum hissi vermişti ki hepimizin tahmini üzerine filmi de çekildi zaten. Kurgu gereği İstanbul’a da geldiler. Çok büyük bir olasılıkla Origin için de hazırlıklar başlamıştır.

İlk kitapları hatırına gene çıkar çıkmaz okuduğum Başlangıç için tipik bir Dan Brown kitabı diyebilirim. Kaçıp kovalama hikayeleri gene tarihi/sanatsal mekanlarda geçiyor, gene din merkezli bir konu ve gene öldürülen birinin arkasından olayı çözmeye çalışan  Robert Langdon ‘a yardım eden bir kadın karakter var.Bu sefer teknolojik gelişmeler,sanal zeka da işin içine girmiş.

Yani okunuyor mu evet gayet de hızlı okunuyor ancak diğer kitaplarıyla karşılaştırırsak temposu daha yavaş .Tüm kitaplarını okumuş bir okuyucu olarak ben yazarın artık sürekli kendini tekrar ettiğini beni şaşırtmadığını söyleyebilirim.
Finalde ise içerikle çelişen ama çok tahmin edilebilir daha önce bilim kurgu filmlerinde defalarca izlediğimiz bir klişeyi kullanmış.

Öte yandan olayların geçtiği mekanlar açısından fütüristik Guggenheim Müzesi, Gaudi ve onun  bitmeyen La Sagrada Bazilikası bir farkındalık yaratır muhakkak. Zaten Dan Brown adeta bir turizm elçisi misyonuyla yazıyor romanlarını.

Ben açıkçası bu kurguyu dört yılda yazdığına pek inanmadım İspanya’nın bu kadar karışık olduğu bir dönemde olayların buralarda geçmesi ,kraliyet ailesine dokunması,Franko’dan,demokrasiden söz etmesi tesadüf olamaz.
Konunun çerçevesi ve mekansal açılımlar ne kadar gelecekten söz ediyorsa ,yönetsel anlayış için de bir o kadar gelecekten söz ediyor.Koyu ve geleneksel İspanyol geleneğinin karşında duran anlayış isimlendirilmeden bir dönemin kapanmak üzere olduğu vurgusunu yapıyor hatta alıştığımız Langdon aksiyonlarının önüne geçiyor. 
İşte tam da bu yüzden Başlangıç bana “çok satan bir adama” verilmiş sipariş  bir metin gibi geliyor.

25 Ekim 2017 Çarşamba

BUZDAKİ KIZ - ROBERT BRYNDZA


Suflör den sonra  okuduğum  Robert Bryndza’nın Buzdaki Kız’ı da bir ilk kitap. Yazar Brynzdza İngiltere doğumlu, eşiyle Slovakya’ya yerleşmeden önce Amerika ve Kanada’da yaşamış. Bu türe geçmeden önce romantik-komedi yazıyormuş. Coco Pinchard serisiyle Amazon’un çok satanlar listesindeymiş.

Aslında hem Suflör’ü hem de Buzdaki Kız’ ı dedektif karakterleri  kadın olduğu için okumak istemiştim. Bu hepimizin malumu polisiye hikayelerde fazla kullanılan bir unsur değil hala.

Brynzda  bu kitabıyla dedektif Erika Foster karakterini yaratıyor.Serinin beşinci kitabı  Cold Blood  2017 içinde İngilizce olarak yayınlandı bile ancak bizde şimdilik ilk iki kitap çevrilmiş durumda.

Slovak asıllı Foster, bir Smoky Barett olur mu; bunu ilk kitaptan anlamak zor. Karakter yeni yaratıldığından olsa gerek onun hakkında daha fazla fikir vermek açısından konuyu çok bölmüş. Ayrıca yazarın ırkçılık ve yabancılara karşı toplumsal tutum  gibi vermeye çalıştığı mesajlar aslında yazarın duruşunu sergilese de gene polisiye olayların hızını kesiyor. Genel anlamda  ise hikayenin öyle çarpan bir kurgusu yok.


Az buçuk tahmin edilebilecek ve benzerlerini çok okuduğumuz bir finalle Erika Foster ile  tanışmak güzeldi deyip okuyup okumama kararını size bırakıyorum. Ben fırsat bulduğumda serinin ikinci kitabına da bir şans vereceğim .

23 Ekim 2017 Pazartesi

SUFLÖR - DONATO CARRISI


Donato Carrisi’yi çok satanların başına yerleştiren Suflör bir çok dile çevrilmiş beş uluslararası edebiyat ödülüne sahip bir ilk roman , bir gerilim polisiyesi.

Roma’da yaşayan yazar 1973 Fransa doğumlu.Hukuk eğitimi  aldıktan sonra kriminoloji alanında uzmanlaşmış ve senaristlik yapmış. Dilimize çevrilmemiş altı kitabı daha var.

Suflör’ü bitirdiğimde bende bıraktığı hisle bir devam kitabı var mı diye araştırdım fakat diğer kitaplarının tanıtım yazılarının herhangi birinde devamı olduğuna dair bir referans bulamadım. 

Kitabın temposu çok hızlı ve kurgunun gerilim düzeyi çok yüksek. Üstelik merak duygusunu okuyucuda uzun süre tutabiliyor. Ancak finale doğru kişisel kanaatim yazar ya okuyucuyu hafife almış yada ilk kitap acemililiğiyle çok bilindik polisiye klişelerine düşmüş.Üstelik şaşırtmak amacıyla tasarladığı final olayının sebep sonuç ilişkisini ben yeterli bulmadım.
Öte yandan mekansal olarak hikaye çok nötr. Olaylar nerede geçiyor belli değil bu da okuyucunun canlandırma görüsünü zorluyor.


O yüzden uzun zamandır okuduğum en iyi polisiye hikaye diye devam ederken finale doğru fikrim değişti. Suflör sonuçta yazarın ilk kitabı ve “sadece varılan nokta değil yolculuğun kendisi de güzeldir” denilip okunabilir.