31 Mayıs 2020 Pazar

ZEHİR - S.J.BOLTON



Okumalarımın yoğun olduğu zamanlarda olmama rağmen,içimden çok da yazmak gelmiyor. Her geçen gün daha da acayip bir hal alan yaşamlarımız bir distopya romanının içinde gibi hissettiriyor ziyadesiyle.

Bolton’ın ilk kitabını çok hızlı bitirince,Zehir  bu ara okunacak en iyi seçeneklerden biriydi. Bu kitap da Kurban gibi ortalama bir thriller.Öyle süper bir gerilim ve koşturmaca yok ama kendini rahat okutuyor .Yalnız eğer yılanlarla ilgili fobiniz varsa biraz rahatsız edici olabilir. 

Hikaye İngiltere kırsalında, geçmişinde karanlık tarikat-kilise ilişkileri olan bir kasabada geçiyor. 
Anladığım kadarıyla Bolton romanlarında, her şeye burnunu sokan ve kendini olayların ortasında bulan kadın kahramanlar hikayenin de ana karakterleri. Her iki hikayenin sonuçları tahmin edilebilir olmasına rağmen kadın karakterlerin ilişkileri beni yanılttı. J



2 Mayıs 2020 Cumartesi

GÖLGESİNDE - IRMAK ZİLELİ


Uzun zamandır okunmayı bekliyordu.Ancak zamanlaması yanlış oldu sanırım.Derin psikolojik iç döküşler var.Şu süreçte ruh halime fazla geldi.Romanın ana karakteri Leyla ve Fikret’in beynine girmiş yazar. Arayış ve yürüyüş olarak iki ayrı bölümde ne hissediyorlar,ne düşünüyorlar onu okuyoruz. 
Fikret gelgitlerle dolu bir beyin yada duygu durum fırtınası içinde kaybolan karısı için polis memurlarıyla görüşüyor.Ancak konuştuğu kişi kendisi mi,psikiyatri hocaları mı,babası mı bir sorgulama içinde didik didik ediyor tüm benliğini.

Leyla evini bırakıp bir yürüyüşe çıkıyor şehirde.Yürüdükçe bağlı olduğu her şeyden özgürleşerek insanlarla hayvanlarla karşılaşıyor. Her karakterlerden  bir şeyler öğrenerek, kendisiyle yüzleşerek yürümeye devam ediyor. Unuttuklarını hatırlayarak,bastırdıklarını ortaya çıkararak geçmişiyle kendisiyle hesaplaşıyor. Bu arada Sylvia Plath,Edith Piaf,Virginia Woolf,Didem Madak,Kurtlarla Koşan Kadınlar roman boyunca kahramanımıza eşlik ediyor.

Psikolojik metinleri seviyorsanız Gölgesinde çok samimi gelecektir.


29 Nisan 2020 Çarşamba

YANIĞI BULMAK - GÜLCE BAŞER


Gülce Başer’in ilk polisiye kitabı Bir Ceset Bir Söz’ü okumuş ve yorumlamıştım. O dönemde sohbet etme şansımız olmuş  yeni kitabında da kahramanları Nihal ve Hakan’la devam edeceğini söylemişti.
Keyfimizin hiç de yerinde olmadığı bu günlerde beni hayal kırıklığına uğratmayacağına inandığımdan hemen aldım.

Yazarın yarattığı Nihal karakterini ben seviyorum. Güçlü ve çok zeki. Türk Polisiye Edebiyatı içinde kadın karakter eksikliği var. Daha önceki hikayesi için de dediğim gibi Nihal onu bir nebze tamamlıyor.

İlk hikayenin üzerinden yıllar geçmiş Hakan emekli olup kendi dedektiflik bürosunu açmıştır.Nihal’de kocasının sigorta şirketinin başına geçmiştir. Gizemli bir olayı çözmek için gene yolları kesişir.

Çok rahat okunan,akıcı ve sürükleyici bir kurgu yaratmış gene Gülce Başer. Erol Hoca’nın (Üyepazarcı) övdüğü kadar var. Onun tabiriyle “Whodunit” türü polisiyeyi gizli servisler,casus romanları ile harmanlayan bir tarzı var.




17 Nisan 2020 Cuma

KURBAN - S.J.BOLTON


Geçtiği atmosfer yada içerdiği mitolojik öğeler yüzünden Kurban bana Bataklığın Kayıp Tanrıları’nı anımsattı.Çok sürükleyici ve kolay okunan bir konusu var.Hikaye Shetland adalarında geçiyor. Doğa,çayırlar,uçurumlar,dalgalar tipik bir Kuzey arka planında geçen mistik cinayetler.

Doğum Uzmanı Tora, Shetland’a taşındıktan sonra evinin bahçesinde kalbi sökülmüş bir kadın cesedi bulur. Üzerine Trol efsanelerini anımsatan işaretler kazanmıştır. Aynı işaretler evinin bodrumunda da vardır.

Kurban’ı Bolton geleneksel Britanya mitlerine olan tutkusundan yazar. Lancashire doğumlu S.J.Bolton kariyerinin ilk zamanlarını pazarlama ve halkla ilişkiler alanlarında çalışarak geçirir.Londra’da finans alanında kariyer yapan Bolton sonrasında serbest çalışıp kendine bir aile kurmak ve yazmak için Londra’dan ayrılır. 

Kurban yazarın ilk kitabı.Bazı acemilikleri göz ardı edilirse gayet güzel okunuyor.Ben sevdim.

29 Mart 2020 Pazar

HAVVA'NIN ÜÇ KIZI - ELİF ŞAFAK


Şimdi ben bu kitap için Elif Şafak’ı eleştirecek pek çok şey yazabilirim. Modası geçmiş bir konu,ergen bir anlatım,eski sözcüklerle süslenmiş dönüp duran bir konu,zayıf bir final.
Öte taraftan işlediği konu Türkiye gerçeği. Şehir burjuvazisinin kafa karışıklığı, ne çok dindar görüneyim,ne de iktidarın desteği ile artan sosyolojinin çok dışında kalayım düşüncesinde olanlarla inceden dalga geçmiş aslında. 
Elif Şafak’ın çok daha iyi kitaplarını okudum. Hem konu hem edebi anlamda zayıf bulduğum Havva’nın Üç Kızı için mutlaka okuyun diyemem. Belki hala bu meselelerle ilgim kalmadığı için yada biz bu meselelerle ilgilenirken atı alanın Üsküdar'ı geçtiği memlekette daha öncelikli meselelerimiz olduğundan.Muhtemelen yaşı daha genç olanların biraz daha keyif alabileceği bir kitap.

26 Mart 2020 Perşembe

AĞAÇLARIN GİZLİ YAŞAMI - PETER WOHLLEBEN



Okuduktan sonra bir daha asla eskisi gibi olamayacağınız kitaplardan. Önünüze çıkan her bir ağaca sarılmak isteyecek,içinde barındırdığı yaşam ve zenginliğe hürmet edeceksiniz. Ebeveynlik yaptığı,yaşlılarını koruduğu, birbirlerini kolladığı "gerçekten canlı" bir varlık olduğu düşüncesi ise başka bir boyuta taşıyor insanı.

Peter Wohlleben’in bu çok ses getiren kitabı ağaçların sosyal bir varlık olduğunu iddia ediyor.İçinde çok şaşırtıcı bilgiler var. 220 Hertz frekansda ağaç topluluğu olan yerlerde ses kaydedildiğini,ormanlık alanlardaki ağaçlarla şehirdeki tek ağaçların farklı davranışlar sergilediğini,mukavemetlerinin farklı olduklarını söylüyor.

1964 Bonn doğumlu Wohlleben ormancılık eğitimi aldıktan sonra Orman Müdürlüğü’nde yirmi yılı aşkın bir süre boyunca memur olarak çalışır. Doğa dostu ekolojik yöntemleri denemek üzere memuriyetten ayrılır ve Hummel köyünce kendisine tahsis edilen bir ormanlık alanı yönetmeye başlar. Ağaçlar ve ormanlar hakkındaki deneyimlerinden herkesin anlayacağı şekilde yararlanması için bu kitabı yazmaya karar verir.

Ağaçların mantarlar sayesinde toprak altında köksel bağlantılar kurduğu, birbirlerine tehlikeleri haber verdiği ,gıda yardımı yaptığı wood wide web denilen sistem, bugün yaşadıklarımız göz önüne alınınca doğanın evrensel zekasının bizim anlayışımızın çok ötesinde olduğunu kanıtlıyor.

28 Şubat 2020 Cuma

MUMDAKİ GİZEM - EDGAR WALLACE



Altın Çağ'da okuduğumuz Mumdaki Gizem (The Clue of the Twisted Candle) Edgar Wallace’ın 1918’de yazdığı kitabı. 160'ı filme uyarlanmış 175 roman, 24 oyun ve sayısız makale kaleme alan Wallace çok üretken bir yazar.Senaryolarını bizzat yazdığı King Kong serinin de yaratıcı aynı zamanda.
Yazarın borç içinde geçen ilginç bir hayat hikayesi var.1875 İngiltere doğumlu yazar tiyatro sanatçısı annesi tarafından balıkçı bir aileye bırakılır. 18 yaşında orduya girerek Güney Afrika’ya gönderilir. 1899'da Reuters ve London Daily Mail için muhabirlik yapmaya başlar. Borçları yüzünden sıkışınca yazarlık yapmaya karar verir. 1905'te ilk romanı Four Just Men yayınlanır, 1911'de Afrika yıllarından esin alan Sanders Of The River'da başarılı olur ve yazmaya devam eder.
Kitaplarının ilk sayfasını kendi el yazısı ile yazdığı, kalan kısmını  sekreterine daktilo ettirdiği söylenir. Bir keresinde cuma günü yazmaya başladığı bir kitabı pazar günü bitirdiği ;diğer bir sefer de üç sekreterle aynı anda çalışarak üç gün içerisinde bir roman, bir piyes ve birçok kısa hikaye ve makale yazdığına dair bilgiler var. Dönemi içinde çok ünlüdür Londra’nın değişik sahnelerinde aynı anda gösterimde olan  eserleri vardır.Roman ve tiyatro oyunları İngiltere’de olduğu kadar Almanya’da da büyük ilgi görür.
Sigara alışkanlığı ve şeker hastalığı yüzünden 1932’de Beverly Hills’de, 57 yaşında ölür. Çok para kazanmasına rağmen öldüğü sırada  borç ve yalnızlık içerisindedir.
Konu itibariyle Mumdaki Gizem yazarın kendi hayatından parçalar içeriyor bana göre.Paraya ihtiyacı olan bir cinayet romanı yazarının tekin olmayan kişilerden borç almasıyla gelişen hikaye Wallace’ın mali durumunu da referans gösteriyor olabilir.Dönemin anlayışından mıdır ,kötü karakter çok kötüdür.İnsani yönleri pek gösterilmez,grileri yoktur. Hikayenin içindeki romantizm ve naiflik iyilere özgüdür.Yer yer gotik biraz romantik bizdeki Kerime Nadir romanlarını andıran bir havası vardı ben sevdim.  

27 Şubat 2020 Perşembe

DNA - YRSA SIGURDARDOTTIR


Bu İskandinav isimleri beni benden alıyor.Hem yazarın hem de bazı karakterlerinin isimlerini okumak çok zor J

Yrsa Sigurðardóttir gerilim romanları yazsa da aslında çocuk kitaplarıyla tanınıyor. 1964 Reykjavik doğumlu yazar lisans eğitimini İzlanda'da alır, yüksek lisansını ise Kanada'da bitirir. İlk çocuk kitabı 1997’de yayınlanırken , ilk polisiye kitabı Son Ayinler 2005’de yayınlanır.

DNA Freyja & Huldar Serisi’nin ilk kitabı. 1980’lerde de travmatik bir olay yaşamış 3 kardeşin farklı ailelere evlatlık verilmesiyle başlıyor ve günümüze atlıyor. Bir kadın evinde vahşi ve alışılmadık bir yöntemle öldürülür, tek görgü tanığı 7 yaşındaki kızıdır. Huldar cinayeti çözmeye çalışırken Sosyal Hizmet görevlisi Freyja konuşmayan kızla iletişim kurmaya çalışır.

Aslında rahat okunabilecek ve merak unsurları barındıran hikayeyi yazar maalesef gereksiz uzatmış ve detaylara boğmuş. Kendi adıma çok hızlı okudum ama okuma gurubumuzda sıkılan ve kopanlar çok oldu. Yazarın diğer kitaplarını okumadığım için genel olarak tarzı hakkında bir yorum yapamayacağım ancak bu kitaptaki detaycılığı fazla geldi. Çanağın içine koyduğu bir anahtar satırlarca anlatılınca bizim gibi tez canlılar isyan ediyor tabii J

26 Şubat 2020 Çarşamba

Soğuktan Gelen Casus - John Le Carre


Soğuktan Gelen Casus yazarın ödül almış ve en bilinen kitabı.Casusluk hikayesinin ötesinde Soğuk Savaş Dönemini anlatıyor. Doğu Berlin atmosferinde İngiltere ve Rusya’nın casusluk faaliyetleri özetle.

John Le Carre eğitiminden sonra ders verdiği Eton kolejinden 1959’da ayrılır ve İngiliz Dışişleri'nde çalışmaya başlar.Önce  Elçilik görevleri sonra da MI6 onu gerçek bir istihbaratçı yapar. 1961’de ilk romanını yazar. Romanlarının başarısı casusluk olaylarına birinci elden vakıf olmasıyla ilgili.Bu başarıların ardından casusluk dünyasından ayrılıp yazarlığa geçer ve   55 yıl boyunca 25 casus romanı yazar.

91’de Soğuk Savaş bittikten sonra Le Carre için yazacak bir şey kalmadığını düşünenleri
uluslararası terörizm, kara para aklama, finans kapitali, uyuşturucu ticareti gibi konularda 11 kitap daha yazarak yanıltır.

Kahramanı George Smiley MI6 örgütünde başkan yardımcısı.Alıştığımız kaç-kovala işleri yapmıyor.Bir felsefesi var dolayısıyla diyalogları da siyaset felsefesi anlamında derin ve kaliteli. Bugün Carre’in casus romanına edebiyat düzeyinde itibar kazandıran önemli  bir yazar olarak görülmesinin sebebi bu tarz diyaloglar.

“Bir tarafın idealleri ile öteki tarafın yöntemleri aynı terazide tartılmaz değil mi “ cümlesi hikayenin de genel felsefesini veriyor.

Öte taraftan bugün bakınca klişe konular, ,Yeşilçam vari finali ile gönlümüzü çok da hoplatmayacak durgun bir hikaye ancak benim gibi siyaset felsefesi sevenleri mutlu edebilecek bir kitap.Arka planda tartışılan birey-komünizm,sömürü-kapitalizm konuları zaten ilginizi çekiyorsa casusluk hikayesi kitabın sadece tadı tuzu olur.

25 Şubat 2020 Salı

BEN YUSUF - SEZGİN KAYMAZ



Sezgin Kaymaz Türk Edebiyatının en iyi yazarlarından biri kuşkusuz. Dili tertemiz akıcı. Öyküden oluşan kitap çarçabuk sarıp okutuyor kendini. 
Yazarın daha önceki kitaplarını okuyanların aşina olduğu isimler var öykülerde. Okumadıysanız da önemli değil kendilerini hemen sevdiriyorlar nasıl olsa. Kendi yaşam öyküsünden izler taşıyan öyküler bir an kahkahalarla güldürürken bir an darmadağın ediyor insanı. Gene o çok düşkün olduğu hayvanları kedileri,köpekleri baş köşede.

Ben Yusuf öykülerden biri.  “Dayanıyor” kelimesi ne kadar anlamlı geliyor onu okuduktan sonra. Bazı kelimelerin anlamının farkına varmak için edebiyat gerekiyor demek ki.

Sürekli kullandığımız kelimelere yabancılaşmamız gibi.

Özlemek gibi. Yani basitçe söylenmiş özledim gibi değil de gerçekten gözlerini kapatıp eksikliğini öze kadar duyduğun bir şeymiş gibi.

Hergün söylediğin alalade bir kelime değil de hissetmek gibi….

Annesi Sabiş’i anlattığı öyküler,yazarın kişisel yolculuğunun da ipuçlarını veriyor. Hele final cümlesi….Mutlaka okuyun.

31 Ocak 2020 Cuma

KIYMETLİ ŞEYLERİN TANZİMİ - SEZEN ÜNLÜÖNEN





Kıymetli Şeylerin Tanzimi bir ilk roman. Sezen Ünlüönen 1987 doğumlu.  Eskişehir’de büyümüş. Üstün zekâlı öğrencilerin okuduğu Türkiye Eğitim Vakfı İnanç Türkeş Özel Lisesi’nin sınavını kazanmış, başarıyla mezun olarak  Harvard Üniversitesi’ne tam burslu kabul edilmiş. Edebiyat ve felsefe hep ilgi alanıymış.

Kitap özetle bir aile hikayesini anlatıyor.İlk bölümde bir yemekte tanıdığımız aile bireyleri sonraki bölümlerde birer hikaye öznesi haline geliyor. Aileden olmayan sadece Mert’in sevgilisi Gülendam. Annesiz büyümüş kendini bulmaya çalışan utangaç bir kız.
Ailenin yaşı daha ilerideki bireyleri "toplum ne der" bakış açısındayken daha genç olanlar kendi toplulukları içinde dışarıda kalanları küçümsüyor. Evin küçük kızı Nazlı  da hayatı kendince bir sözlük oluşturarak yorumluyor. Hayat muhasebeleri,aile içinde kalan sırlar,dedikodular.
Aralarda okuduğumuz Yurttan Sesler Korosu toplumun iç sesi olarak bölümleniyor kitapta.
Ward Hunt Buz Sahanlığı ise bildiğimiz üzere eriyor. O hareketlendikçe aile içi dinamikler de hareketleniyor. Ayrıca bazı bölümlerin altına çizilen illüstrasyonlar da anlatılan birey ile ilişkili düşünülmüş.
Kıymetli Şeylerin Tanzimi bir süredir kitaplığımda okunmayı bekliyordu. Kendini bu kadar tatlı tatlı okutacağını bilseydim daha önce okurdum J