29 Aralık 2016 Perşembe

2016 Edebiyat Ödülleri

Kötü bir yıl geçirdik.Toplumsal sıkıntılarımız bireysel psikolojilerimize de yansıdı doğal olarak. Böyle zamanlarda daha çok okumaya sığınanlar  olmuştur.Ben maalesef pek yapamadım hatta kendi ortalamamın altında kaldım diyebilirim.Planladığım  bir çok kitabı okuyamadım yada yarım bıraktım.
Aslında ödüllü kitapları bu sene  yazmayacaktım ancak önümüzdeki yıl hem kitap seçimlerim için bir başvuru olur  hem de şöyle derli toplu bir liste gene bir işe yarar diyerek vazgeçtim.

Her sene olduğu gibi Hugo ile başlarsak,ödülü yazardan çok çekişen sağ yada sol görüşlü gruplardan biri kazanmış gibi davranılan Hugo yıldan yıla tartışmaların daha da tatsızlaştığı bir organizyona bürünüyor.
Vox Day önderliğinde Rapid Puppies’in çeşitli oyun kurmalarına karşın geçen sene neredeyse her kategoriye “ödül yok” diyen  World Con üyeleri bu yıl oyuna gelmedi ve Rapid Puppies’in Sad Puppies’le birlikte desteklediği  Neil Gaiman,Andy Weir gibi isimlere hak ettiği ödülleri verdi.

En iyi  Roman Ödülü ise bağımsız N.K Jemesin’e verildi. Siyahi-kadın yazar için 2013 yılında Vox Day eğitimli ama cahil bir yarı-vahşi dediği için üyesi olduğu Amerikan Fantastik ve Bilim Kurgu Derneği'nden kovulmuştu. Ödül töreninden sonra da kişisel sayfasında yazara aynı şekilde hitap etti ve "önümüzdeki senelerde  ödüllere aday olabilmek için sadece azınlık olmanız yetmeyecek,eşcinsel,kör ve topal olmanız da beklenecek” diyerek ırkçı  politik duruşunu yineledi.


Sandman:Overture ile En İyi Grafik Roman kategorisinde ödüle layık görülen Neil Gaiman törene katılmadı ve Puppies grubuna tepkisini dile getirdi. Hugo tartışmaları son  yıllarda edebiyata yakışmayacak sertlikte politik görüşlerin gölgesinde devam ediyor.

Nobel için bu yıl gene Philip Roth,Murakami gibi isimler zikrediliyordu, ancak ödül ilginç bir isme gitti. Bob Dylan. Nobel tarihinde ilk defa bir söz yazarı ödüle layık görülmüş oldu.

Edebiyatın uluslararası alanda en prestijli ödüllerinden biri kabul edilen Man Booker finalistleri arasında bu yıl Orhan Pamuk’un Kafamda Bir Tuhaflık’ı da vardı. Ödül The Vegetarian ile Güney Koreli yazar Han Kang’a gitti.

Pulitzer Edebiyat Ödülü ‘nü ise Vietnam asıllı Amerikalı yazar Viet Thanh Nguyen aldı. The Sympathizer  bu yıl Edgar İlk Roman dahil olmak üzere pek çok ödülü kaptı.
Edgar En İyi Roman Ödülü’nü Lori Roy’un Let me Die in His Footsteps’i aldı. Adaylar arasında, bu yıl  bol bol okuduğumuz Phip Kerr de vardı.Kara Hafta etkinliğine gelip de programının hafta arasına konması tam bir skandaldı.


İngiltere’de ilk kez yayınlanan eserlere verilen Arthur C. Clarke ödülünü bu yıl  Children of Time ile Adrian Tchaikovsky aldı.

Bilimkurgudan devam edersek bu yıl Locus’u da kapan Uprooted En İyi Fantastik Roman kategorisinde Nebula Ödülü'nü aldı. Noami Novik’i biz ülkemizde Temeraire serisinden biliyoruz. İlgilenenler için seri Napolyon Savaşlarına fantastik bir yaklaşım sunuyor.  


Genel anlamda dünya edebiyatı 2016'da böyle bir tablo çizdi.Kendi adıma Sandman'i okumak için sabırsızlanıyorum.Onun dışında listede beni çok heyecanlandıran bir kitap şimdilik yok.

Sait Faik Hikaye Armağanı
Sait Faik Abasıyanık anısına her yıl bir öykücüye verilen ödül bu yıl Güneş Sepeti’ adlı kitabıyla Muzaffer Kale’ye gitti.

















Behçet Necatigil Şiir Ödülü
Egemen Berköz bu yıl Behçet Necatigil Şiir ödülünün sahibi oldu.Berköz’ün İtalyan şairlerden yaptığı şiir çevirileri övülmüş ve 60 kuşağı şairleri arasında özgün bir yeri olduğu belirtilmiş.Hiç okumamış olduğumu utanarak itiraf edebilirim.







Sedat Simavi Edebiyat Ödülü
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin Sedat Simavi anısına verdiği ödül bu yıl  Bir Roman Kahramanı Orhan Veli" adlı biyografi çalışmasıyla Haluk Oral’a verildi.
















Yunus Nadi Roman Ödülü
Cumhuriyet Gazetesi tarafından dağıtılan Yunus Nadi Ödülleri’nde bu yıl roman kategorisinde başarılı bulunan eser Sema Kaygusuz'un oldu.


















Yunus Nadi Öykü Ödülü 

Öykü dalında Yalçın Tosun ve İnan Çetin ödülleri aldı.

Yunus Nadi Şiir Ödülü
Şiir dalında ödüle Erdal Alova Birinci Çoğul Şarkı ile değer görüldü.



















Duygu Asena Roman Ödülü


Doğan Kitap’ın düzenlediği Duygu Asena Roman Ödülü’nü  Haneye Tecavüz  ile Zehra İpşiroğlu kazandı.


















Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü

Bu yıl deneme ve edebiyat araştırmaları dalında verilen ödülleri Lacivert Taşından Tabletler ile Armağan Ekici ve inceleme kitabı olan Divan Edebiyatına Yeniden Bakış ile Nuran Tezcan aldılar.
Haldun Taner Öykü Ödülü
Haldun Taner Öykü ödülü bu yıl halen sahibine ulaşmadı.

Orhan Kemal Öykü Ödülü
Ödüle bu yıl layık görülen eser Deniz Tarsus’un İt Gözü oldu.


















Orhan Kemal Roman Ödülü
Roman dalında ödül İbrahim Yıldırım’a gitti.
Dünya Kitap Dergisi Yılın En İyilerini henüz açıklamadığı için geçen sene olduğu gibi onu ayrıca yazacağım.


23 Aralık 2016 Cuma

MABET - DORUK ATEŞ

Geçtiğimiz ay kulüp sayesinde yeni bir yazarla tanıştım.Mabet, Doruk Ateş’in ilk kitabı ancak okurken asla bir ilk kitap hissiyatı vermeyen bir başarısı var.Sadece polisiye-gerilim değil aynı zamanda mitolojiye de uzanan tarihi bir kurguya sahip.

Yazar, kitabı zaten Hakatomnos Anıt Mezarı soyulduğu zamanlarda kaleme almaya başlamış.Değerinin bilinilmediğini düşündüğünden,Karya Uygarlığının başkenti Milas’ta geçen hikaye ile Keramos’u,Labranda’yı,Euromos’ı da içine alan Herakleia’dan Ören’e uzanan antik bölgeye dikkat çekmek  istediğini söylüyor.Kendi adıma söyleyebilirim ki,neredeyse her sene içinden geçtiğim Milas’ın etrafındaki kalıntılar için ilk defa haritaya baktım.

Yazarın çevre ve insan tasvirlerinin başarısı da bölgeyi çok iyi bilmesinden kaynaklanıyor.Köyler,zeytinlikler,Ege insanının şivesi tüm doğallığıyla hikayenin içinde.Anlatım sade,tarihi ve arkeolojik veriler sıkmadan olayların akışıyla usul usul veriliyor.

Yazar kurguyu oluştururken her şeyden önce polisiyenin olmazsa olmazı "merak" duygusunu devam ettirmeyi başarmış.Ardında Arapça bir ayetle,Karca bir metin bırakan katilin mesajları Arkeolog Yasemin ve Başkomiser Halil’e ne ifade ediyor.Öte taraftan kim olduğunu tahmin etmenin çok da zor olmadığı katilin "neden" bunları yaptığı sorusu geliyor.
Devam eden cinayetler dizisi mitolojik olayların sahnelerine dönüştüğünde bugünün dünyası ile antik dönemin mabetleri arasındaki duvarlar da kalkıyor bizi soluksuz okuduğumuz hikayenin içine çekiyor.
Okuyan tüm arkadaşların ısrarla tavsiye ettiği Mabet, benim için de yerli polisiyenin en güzel örneklerinden biri oldu.

22 Aralık 2016 Perşembe

SİLAHTAR'IN BAHÇELERİ - ZABEL YESAYAN

Zabel Yaseyan’ı,Osmanlı Feminist hareketlerini ve dönemin kadın yazarlarını incelerken keşfetmiştim.Bu sene Sabit Fikir 50 ‘tavsiyelerinde de Meliha Nuri Hanım kitabı ile listedeydi.Dolayısıyla ismi daha da anılır oldu.

Zabel Hanım kendi dönemi içinde bir kadın–aydın aykırılığıyla bu topraklarda yaşamış ilginç bir hayat hikayesine sahip.Her türlü otoriteye karşı gelmiş güçlü bir kadın. 
Üsküdar Surp Haç’da okuduktan sonra Sorbonne Üniversitesinde Edebiyat ve Felsefe eğitimi alır zaten üniversite okumuş, ilk Ermeni sosyalist feminist kadın yazardır. Anti-militaristtir ve milliyetçi kimliğinden öte yazar kimliğiyle var olmak ister.
Paris’ten döndükten sonra yazarlık yapmaya devam eder.Hem Ermeni Cemaatinin hem de Osmanlı’nın erkek egemen yapısını sorgulayan yazılar kaleme alır.1909’da patrikhane tarafından Adana olayları ile ilgili makaleler yazmak için Kilikya bölgesine gönderilir.Burada  yetim kalmış çocuklarla ilgili raporlar yazar .Döndüğünde artık aynı kişi değildir;hiç durmadan yazarak “Yıkıntılar Arasında”romanını bitirir.Kendi cemaatine de muhalif olduğundan Ermeni entelijansiyası tarafından ağır eleştiriye uğrar.

Anti-militarist olmasına rağmen, 1915 dönemi sürgün listesindeki tek kadın aydındır.Kılık değiştirip Bulgaristan’a kaçar sonra da Bakü’ye geçer.1933’te Ermenistan’dan aldığı bir davetle Erivan Üniversitesinde edebiyat dersleri vermeye başlar. Paris’te eğitim görmüş bu kadın oradaki öğrenciler için çok ufuk açıcıdır. Ateşten Gömlek ve Silahtarın Bahçeleri’ni bu dönemde yazar.Sosyalist olmasına rağmen Stalin döneminin yönetsel uygulamalarını eleştirdiği için Sibirya’ya sürgüne gönderilir ve bir daha kendisinden haber alınamaz.

Silahtarın Bahçesi otobiyografik bir kitap.Hem dönem, hem de Zabel Hanım’ın kendisi hakkında ilginç anekdotlar var.Ayrıca Elif Şafak’ın “Sürekli Sürgün:Zabel Yaseyan Üzerine“ inceleme yazısına da yer verilmiş ki son derece bilgilendirici ve okumayı da destekleyen bir çalışma.

16 Kasım 2016 Çarşamba

PERİ GAZOZU - ERCAN KESAL

Geçtiğimiz ay Kitap Ağacı-İstanbul  Ercan Kesal’i ağırladı. Biz onu senaristlerinden biri olduğu Üç Maymun ve Bir Zamanlar Anadolu’da filmlerindeki oyunculuğuyla,Yozgat Blues gibi bir sinema klasiği ile tanısak da aslında bu toprakların derdini dert edinmiş, bunu da kalemine akıtmış bir adam Ercan Kesal.

Bu yüzden bu kadar gerçek, bu kadar duygusal ve bize de bu kadar dokunabiliyor. Doktorluğundan,yazarlığa ve oyunculuğa uzanan hikayesinin başına “bozkırda benim kurtuluşum da kitaplardı” diyerek edebiyatı koydu."Çehov okumayana ne öğretebilirsin her şey eksik kalır" dedi.

Peri Gazozu’nu babasının vefatından sonra yazmış. Benim babamla yasımı bitiren kitap oldu dedi. Zaten az biraz hassassanız vuruluyorsunuz cümlelerine.Babası Avanos’ta Peri Gazozlarını imal ederken kendisinin de kasaba sinemasında gazoz sattığı günlerden bahsetti. Ankara Siyasal’dan Ege Tıp’a uzanan hikayesi bir yandan Türkiye tarihiyle birleşirken taşrada doktorluk günlerinden kalma anıları da memleketin sosyolojik vakalarıyla şekillenmiş.

Anlatısı basit, ama bir o kadar etkileyici.Adeta gazetelerin üçüncü sayfalarında okuduklarımız gibi,önemsenmeyen memleket gerçekleri gelip vuruyor işte. Nesillerdir aktarıla gelmiş bilgeliği annesinde ve bahçeden bile hiç çıkmamış babaannesinde bulan bir adam.
Çok okunası , çok dinlenesi.... 

29 Eylül 2016 Perşembe

KAN BAĞI - MICHAEL CONNELLY

Karmakarışık basılan Connelly kitapları elimde kendi web sitesinden alınmış liste olmasına rağmen beni de zaman zaman yanıltıyor.Ana kahramanları bir seri olarak okuyayım derseniz, diğer serilerle çakışabiliyorsunuz ve ilk kitaplarını okumadan onlarla ilgili geçmiş konuların içine girebiliyorsunuz. 

Hile ‘de de bahsetmiştim. Harry Bosch serisi için sıralama doğruydu ama Terry McCaleb serisi için önce Kan Bağı’nı okumak gerekiyordu.Üstelik ben serinin son kitabı Darboğaz’ı da okumuştum.Siz bu seriyi okuyacaksanız mutlaka
Kan Bağı – Hile ve Darboğaz sıralamasında okuyun.

Kan Bağı 1998’de Antony ve Macavity ödülülleri ile Fransa’nın en prestijli Grand Prix de Litterature Policiere ödüllerine layık görüldü.Kitabın ayrıca Clint Eastwood’un yönetip oynadığı filmi de mevcut.Benim Connelly kitapları içinde açık ara favori kitabım.Bu seriyi keşke bu kadar çabuk bitirmeseymiş.

FBI ajanı Terry McCaleb kalp sorunları yüzünden görevinden ayrılmış ve daha yeni kalp nakli ameliyatı geçirmiştir. Doktoru kesinlikle yorulmaması,her türlü gerginlikten uzak durmasını söylemiştir.Yaşadığı tekneye Graciela Rivers adında bir kadın gelir ve ondan kız kardeşi Gloria’nın katilini bulmasını ister.Gloria’nın kalbi McCaleb’e takılmıştır.Bu işlere bulaşmak istemeyen eski ajanımız kendini bu olayı soruştururken bulur.

Dediğim gibi daha önce Hile’yi okuduğum için karakteri tanıyordum ancak bazı olayları şimdi daha iyi anladım ve karakteri daha çok sevdim.Yazar Kan Bağı ile abartıdan uzak ,son derece insani özellikleri olan yeni bir karakter yaratmış. Soluksuz okudum.


28 Eylül 2016 Çarşamba

ŞAİR - MICHAEL CONNELLY

Sonbahar gelmişken bu arada okuduğum Conelly kitaplarını bloğa eklemek istiyorum.Her ne kadar Şair,Connelly sıralamalarında seri dışı olarak yazılsa da,aslında değil ve hem Bosch hem de McCaleb’in ana karakter olduğu bazı kitaplarla da ilişkili. 

Farklı yayınevlerinde çıktığı için basım yılları orjinallik göstermeyen Connelly kitapları maalesef okuyucuyu yanıltıyor.Okumak itiyorsanız ,Şair’i McCaleb serisinden önce okumanızı öneririm.

Hile’de karşımıza çıkan gazeteci Jack McEvoy’la aslında daha önce Şair’de ana karakter olarak tanışmam gerekiyordu.Dramatik cinayet haberleriyle ünlenen McEvoy’un ikiz kardeşi seri cinayetler işleyen bir katil tarafından öldürülür.Katil, kafasını çözemediği cinayetlere takan dedektifleri seçmekte arkalarından Edgar Allan Poe’dan şiir dizeleri bırakmaktadır.McEvoy Şair denen katili araştırmaya başlar. Federal Büro ajanlarından Rachal Welling bu araştırma sırasında en büyük yardımcısıdır. Kendisi daha sonra Darboğaz’da tekrar karşımıza çıkacak bu sefer Bosch’la birlikte başka bir macerada olacaktır. 

Şair,Connelly'nin en sağlam kitaplarından biri.Akıllıca kurgusu bize son derece tatmin edici bir polisiye hikaye veriyor.Hele sonu şahane.Mutlaka okuyun.

5 Eylül 2016 Pazartesi

DALGA - TODD STRASSER


Sanırım 94 yılıydı.Teknik Lise 4'lerin elinde o hafta hep aynı kitabı görünce sordum.Bizim dersimize de giren çok sevdiğim felsefe hocası okumalarını istemiş.Durur muyum hemen onlardan ödünç alıp ben de okumuştum.Çok etkilendiğim,yıllarca herkese anlattığım Dalga bir arkadaşıma hediye ararken April Yayınları’nda tekrar karşıma çıktı.Biz onu o zaman kullandığı Marton Rhue ismiyle tanımıştık.

1967 yılında tarih öğretmeni Ron Jones’un ikinci dünya savaşı sırasında 10 milyon insanın sistematik ölümüyle ilgili anlattıkları ve sınıfta gösterdiği kısa belgesel California Cubberly Lisesi öğrencilerini çok etkilemişti. Nazilerin dışında kalan Almanların nasıl olup da bu vahşeti engellemediği yada olanlardan haberdar olmadıklarını söylemeleri anlaşılır değildi.

Öğrencilere tatmin edici bir cevap veremeyen Ron Jones sonradan Üçüncü Dalga (The Third Wave) olarak bilinecek bir deney yaptı.1976’da deneyi bir öykü şeklinde anlattı ve 81 yılında televizyon dizisi çekildi.Todd Strasser bu televizyon dizisi hikayesini Dalga ismiyle kitaplaştırdı.

Deney bir grup lise öğrencisinin eşitlik inancıyla yola çıkıp nasıl faşist gençlere dönüştüğünü,ait oldukları Dalga isimli gruba nasıl bağlandıklarını çarpıcı bir şekilde gösteriyor.Kısacık bir gençlik romanı gibi gözükse de günümüzde demokrasi adına yapılan tutumlara da ayna tutuyor.

Özellikle neyi neden desteklediğini çok sorgulamayan bizim gibi toplumlarda bu kitabı herkesin okuması gerek.Her ailenin çocuğuna okutması gerek.

Bir politikanın,akımın,görüşün nasıl çığırından çıktığı, diğer insanların neden müdahale edemediğinin çok güzel örneklendirildiği bu kitap sayesinde hocamızı da tekrar sevgiyle anıyorum. 

1 Eylül 2016 Perşembe

ÇOCUK YASASI - IAN MCEWAN

Çocuk Yasası ,Kefaret’ten sonra okuduğum ikinci McEwan kitabı. Ne anlatsam ne kadar övsem nerelere koysam bilemedimJ Aylardır birikmiş yorumlanmayı bekleyen kitapları aşıp bu hafta okuduğum Çocuk Yasası’nı hemen paylaşmak istedim.

Yüksek Divan Aile Hukuku Dairesi’nin başarılı ve ünlü hakimlerinden Fiona Maye’nin etrafında şekillenen hikaye çok katmanlı ilerliyor. Konuyu ilginç kılan ise hakimin önüne gelen davalar ve bunlarla ilgili verdiği  kararlar. Okulda Anglo Sakson Hukuku’nun genellikle içtihatlarla yürüdüğünü kamu ve özel hukuk ayrımının olmadığını,bireyi ön planda tutan bir ekolle uygulandığını öğrenmiştik.

Fiona’nın baktığı davalar genellikle çocuk haklarıyla ilgili.Bu coğrafyadan bakınca bireyin/ergenin hasta hakları dahil ,inanışı,ait olduğu aile /cemaat değerlerine duyulan saygı karşısında eğilmemek mümkün değil. Bizde çocuğa verilen değere,uygulamalara, alınan önlemlere, kararlara girmek istemiyorum bile.İster istemez karşılaştırıyorsunuz işte.

Bizim için, inanışından dolayı kan almayı reddeden lösemi hastası Adam ve ailesine karşı hastanenin kan verebilmek için dava açması ne kadar şaşırtıcıysa ,ne kadar ehil olduğunu anlamak için hakimin mahkemeyi bırakıp hastaneye gitmesi de o ölçüde alışılmadık. Fiona buna göre bir karar veriyor. Sonrası McEwan’ın yeteneği tabii.

Kitap sadece Fiona’nın davalarından ibaret değil.Özel hayatındaki sorunlar,müzik tutkusu,aşk,nefret,ihanet,ölüm,din gibi hayata ve insana dair pek çok şeyi barındırıyor Hele ki müzikler şahane.Bu kısacık kitap o kadar dolu ki,tek kelimeyle ba-yıl-dm.

30 Ağustos 2016 Salı

HAYALET BELLEK - FRANCK THILLIEZ

Kulüpte arkadaşlar daha önce Franck Thilliez’in E Sendromu’nu okuyup  çok beğenmişlerdi. Thilliez bizi hayal kırıklığına uğratmaz düşüncesiyle Haziran seçimi Hayalet Bellek oldu. –bizde sırayla her ay bir kişi o ay okunacak kitabı seçiyor- İyi ki de olmuş,hem yazarla tanıştım hem de okuma sıkıntıma ilaç gibi geldi.

Aslında mühendis olan Thilliez ikinci romanı Train d’enfer pour Ange rouge ile 2004’de Fransa SNCF en iyi gerilim romanı ödülünü aldı. La Chambre des Morts  romanı ona işinden ayrılıp tam zamanlı yazar olma şansı  verdi.Bu roman 2007’de Alfred Lot tarafından filme uyarlandı ve Melody’s Smile ismiyle gösterime girdi. Ne yazık ki bu kitabı da birçoğu gibi Türkçeye hatta İngilizce’ye bile hala çevrilmedi. Fransız yazarı dünyaya tanıtan E Sendromu,İngilizce’ye çevrilen ilk kitabı.Bizde  Hayalet Bellek ve E Sendromu dışında Gataca isimli bir kitabı daha var.


Hayalet Bellek gerilimi bol ve sürükleyici bir dedektiflik hikayesi.Son derece rahat okunan ve akıllıca kurgulanmış bir konusu  var.
Hafızasını kaybetmiş ,elektronik bir ajandayla günlük yaşamını sürdürebilen Manon ilginç bir karakter.Teğmen Lucie Henebelle başarılı ve hırslı.Bu iki karakteri bir araya getiren ise kendisine Profesör diyen Manon'un da kız kardeşini öldürmüş bir katil. 
Bu türü seviyorsanız ve henüz okumadıysanız Franck Thilliez'i listelerinize alın derim.Kendi adıma ertelediğim E Sendromu'nu da en kısa zamanda okuyacağım. J


29 Ağustos 2016 Pazartesi

MAUS - ART SPIEGELMAN

Alışılagelmiş çizgi romanların aksine Maus ‘un yazınsal yönü ağır bastığı için grafik roman tanımlaması ona daha çok uyacaktır. Siyah beyaz oluşu konunun trajedisiyle birleşince  hakikatten sarsıcı bir okuma yapıyorsunuz. Holokost'un ticarileşmesi antipatisine karşın bu romanın gerçekliği,bir anda alıp okuyayım diyemeyeceğiniz,insanlık suçunu gelip yüzünüze vuruyor.

Art Spiegel önce ırkçılık karşıtı bir çizgi roman çizmeyi düşünür. Afrikalıları "fare", Ku Klux Klan örgütünü de "kedi" olarak çizecektir.Ancak sonrasında anne ve babasının da içinde olduğu Yahudi soykırımını anlatan hikayede karar kılar. İşe babasıyla uzun röportajlar yaparak başlar bunları kaydeder. 
1972 yılında başladığı çalışmaları, 80’de Raw dergisinde yayınlanır ve büyük ses getirir.86 yılında grafik roman olarak ilk basımını yapar.Hikayenin bütün bölümleri  91’de tek kitapta toplanır ve şimdiki haline ulaşır.Maus 1992 yılında Pulitzer'i alarak ödüle layık görülen ilk çizgi roman olur.

Kitaba Maus isminin verilmesinde de ince bir hiciv var;zamanın Alman politikasına bir gönderme yapıyor.Kitapta 1930’ların Almanyasında yayınlanmış bir makale alıntılanmış. Disney’in yarattığı Mickey Mouse’ın idealize ettiği karakterlerin pis bir fare olduğu ve Yahudi  Walt Disney’in insanlığı aşağıladığı belirtiliyor.
"Miki Fare şimdiye kadar yaratılmış en sefil kahraman...Her bağımsız delikanlı ve her saygın gencin sahip olduğu sağlıklı duygular,hayvanlar dünyasının bu en büyük mikrop taşıyıcısının,bu pisliğe ve iğrençliğe bulanmış haşaratın ideal hayvan tipi olamayacağını anlatır...Yahudilerin insanlara kaba saldırısına son!Kahrolsun Miki Fare!Gamalı Haç takın".
             -gazete makalesi,Pomeranya,Almanya,1930'ların ortası




Kitabın kahramanlarına baktığımızda da Yahudiler fare,Naziler ve Almanlar kedi olarak çizilmiş.Polonyalılar domuz,Amerikalılar köpek,İsveçliler geyik,Çingeneler ise güve.
Bu benzetmelerle Spiegelman Polonya’da çok büyük tepki görür,domuza benzetilen Leh’ler  2001 yılında kitabı yakarak protesto ederler. 
Spiegelmanlar toplama kampına götürülmeden önce beş yaşındaki oğulları Rysio’yu teyzesinin yanına gönderirler. Ausschwitz’den kurtulabilen çift oğullarını geri almak istediklerinde onun ölmüş olduğunu öğrenir.Anja’nın kardeşi Yahudi oldukları öğrenilince yakalanacakları korkusuyla ailesini ve Rysio’yu zehirlemiştir.Yeni doğan erkek çocuklarına Arthur İsadore adını verirler ancak zaman içinde Arthur ismini Art’a çevirir. 

Anja oğlunu ve kampta yaşadıklarını unutamamıştır. Art 20 yaşına geldiğinde intihar eder.Art babasından annesinin toplama kampında yaşadığı acıları anlattığı günlükleri ister.Babasının günlükleri yaktığını öğrendiğinde ise çok büyük tepki gösterir.Biz hikayeyi anne olmadığından babadan dinleriz.Bir anlamda baş karakter Vladek Spiegelman denebilir.
Art babasını anti-semitist yayınlardaki gibi huysuz ve cimri olarak karikatürize etmiş,yeni eşi Mala ondan çok çekiyor ve Artie babasıyla çok geçinemiyor. Oysa kampta yaşadıkları ve açlık onu bu psikolojiye getirmiş,hiçbir şeyi atamıyor.


Kendisi için çok zor olan bu otobiyografik çalışmayı oluştururken defalarca bırakmış,depresyon dönemleri olmuş.Fazla gerçek olan bu hikaye ancak metaforlarla,simgelerle  ifade edilebilirdi sanırım.Kendisini çizdiği 176.sayfa onun psikolojisinin özetini de veriyor aslında.

Öte yandan bu kitabı bu kadar etkileyici kılan, Spiegelman'ın karakterleri son derece basit çizmesi.Gözlerde ifade yok,şaşırma ,korku,acı tüm hisler yazı ile verilmiş.Bir anlamda okuyucuyu metinlere odaklamak istemiş.Persepolis'in yaratıcısı Marjene Satrapi'ye de esin kaynağı olan Maus'u okumadıysanız  mutlaka mutlaka okuyun,çizimlerine saatlerce bakın.

25 Ağustos 2016 Perşembe

Yalnızlar İçin Çok Özel Bir Hizmet - Murat Gülsoy

Daha önce Murat Gülsoy’un Baba, Oğul ve Kutsal Roman ‘ını okumuş ve çok beğenmiştim. Yalnızlar İçin Çok Özel Bir Hizmet bilim kurgu yaklaşımla yazılmış aslında bir şimdiki zaman hikayesi. Bireyin yalnızlığını ve ölüm temalarını farklı psikolojik kodlar üzerinden dile getirmiş gene çok okunası bir roman yaratmış yazar. 

Öncesinde Borges’e çok güzel bir mektup var. Edebi lezzeti çok güzel olan bu bölümle Murat Gülsoy Borges’e olan hayranlığımı da katlamış oldu. Tanpınar’ı Borges’e anlatışı sadece önsözü bile ara ara açıp okumaya değer. 
Hikaye bittiğinde bizi son söz ve ekler karşılıyor.Birbirinden bağımsız görünen bu bölümler aynı fikri pekiştiren, aslında  yazarı da anlamamızı sağlayan parçalar. Nerval’den ,Oğuz Atay’a  seslenen kurgusu farklı bir çalışma olmuş Yalnızlar için çok Özel bir Hizmet.

İstemeden emekli olmak zorunda kalan Mirat Alsan, Janus isimli bir şirketin el ilanını görür.Kişileri yalnızlıktan kurtaracağını iddia eden bu şirkette yeni ölen insan zihinleri yaşayanlara aktarılmaktadır.
Kahramanımız Mirat’a da,trafik kazasında ölen Esra’nın bilinci aktarılır ve Mirat kendi bedeninde çift bilinçle yaşamaya başlar. Sonrası insan beyninin dipsiz kuyusu,karanlıkta bir yolculuk.


“Sözcüklerin gücünü küçümsemeyin.Zihnimizdeki tüm duygulanımların sözcüklerle doğrudan bir bağı var” diyor kitapta. Ben sözcüklerin içimdeki akışı etkilediğini biliyorum; beni gene tam kalbimden vuruyor.

17 Ağustos 2016 Çarşamba

Bunu Sevdim

Hep söylediğim gibi kötü zamanların kurtarıcısı benim için fotoğraflar, illüstrasyonlar, resimler, çizgi romanlar.Belki de Şatilla kampındaki  Michelle gibi güzel bir şeye bakma ihtiyacı..Çok şükür o kadar kötü değil ama herkes kendi kıyametini yaşıyorken bu evrende iyi olma çabası bazıları için daha zorken bir de üstüne kolektif bilincin travmalarıyla yükleniyoruz

Aslında sadece kapağını beğendiğim için dikkatimi çeken The Nordic Theory of Everything’in sadece fotoğrafını ve tasarımcısını paylaşıp geçecektim ancak  yazarı Anu Partanen’in The Atlantic’e yazdığı What Americans Don't Get About Nordic Countries makalesini okuyuınca  kitaba haksızlık  etmek  istemedim.

Finli gazeteci yazar Anu Partenen 2008’de Amerika’ya yerleşmiş.The New York Times, The Atlantic, Fortune gibi dergilerde yazan Anu, The Nordic Theory of  Everything In Search of a Better Life  'da Amerika'nın, kuzey ülke yaşam referanslarından neler öğrenebileceğini yazmış.


Kitabında İskandinav Ülkelerinin “bakıcı devlet” olma eleştirisini aile-çocuk; kadın-erkek; devlet-vatandaş; işçi-işveren ilişkilerini merkeze alarak açıklamaya çalışırken,Amerikan sistemiyle karşılaştırmış

Okumak isteyenler için kitabın orjinali D&R ‘da e-kitap olarak var.



Kapak Tasarımı Milan Bozic’e ait.Kendisi Harper’ın Sanat Direktörü ve New Jersey’de yaşıyor.

3 Haziran 2016 Cuma

TOZA SOR - JOHN FANTE

Charles Bukowski’nin "benim tanrım" dediği Fante’yi ve öve öve bitiremediği Toza Sor’u çok merak ediyordum. Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim tek kelimeyle ba-yıl-dım. 

İtalyan asıllı Amerikalı yazar 1909 Colorado doğumlu.Bir balık fabrikasında çalışırken bitirdiği Los Angeles Yolu ile kahramanı Arturo Bandini’yi yaratır ancak provakatif bulunduğundan yayınlatamaz,1938 de ilk romanı Bahara Dek Bekle Bandini ,ertesi yıl da Bukowski’nin hayran olduğu Toza Sor yayımlanır.

Bukowski Fante’yi gençlik yıllarında kütüphanede tesadüfen keşfeder.Tanınmış bir yazar olduktan sonra kitaplarını basan yayınevine önerir ve yeniden basılmasını sağlar.Söylendiğine göre ilk baskı 600 adetmiş.Editör yeni basım için Bukowski’den bir ön söz yazmasını ister,o da memnuniyetle bizim şimdi okuduğumuz övgü dolu ön sözü yazar.Bu arada Fante ileri derecede şeker hastası olduğundan gözlerini ve bacaklarını kaybetmiştir.Bukowski onu hastanede ziyaret eder ve ölmeden tanışmış olurlar.

Kendi yaşamından yola çıkarak yazdığı Toza Sor,yazar olma çabasındaki Bandini’nin ilk gençlik deneyimlerini anlatıyor. Kısacık ama tertemiz bir kitap.Göçmenlik ve tutunma çabası ötesinde harika bir aşk anlatısı var.
Kitaptan uyarlanmış hikayenin, başrollerini Selma Hayek ve Colin Farrel’in oynadığı filmi de var. Ben seyretmedim,genelde yorumlar kötü ;filmin, romanın ruhunu veremediği söyleniyor.


Fante’nin pek çok kitabı olmasına rağmen  onu bilinir kılan Bandini dörtlemesidir. Otobiyografik bir yol izler. Los Anges Yolu, Bahara Dek Bandini, Toza Sor ve Bunker Tepesi Düşleri’nden oluşan dörtlemenin en itibar göreni Toza Sor’dur. Diğerlerini okumadığım için kendi adıma bir karşılaştırma yapamayacağım ancak Arturo Bandini ile tanıştığıma göre kesinlikle Fante okumaya devam edeceğim.

31 Mayıs 2016 Salı

Köpekler İçin Gece Müziği - FARUK DUMAN

Bu kitabın ismi o kadar hoşuma gidiyordu ki,evde okunmayı bekleyen başka Faruk Duman kitapları olmasına rağmen gidip bunu aldım.

Kitap bir karı kocanın geçirdikleri trafik kazası sonucu bir avcı tarafından uçuruma düşmekten kurtarılıp ormanın içindeki kulübeye getirilmeleri ile başlayan tuhaf durumları anlatıyor.Kitap çok kısa,zaten tüm konu da 24 saatten kısa bir sürede geçiyor.Ancak bu kısalığa rağmen etkisi çok yoğun ve karanlık diyebilirim.

Simgeler ve metaforlarla ilerleyen anlatımda Avcıatmaca'nın atı,şahini,sakat köpekleri başlı başına birer roman kişisine dönüşüyor,orman hepsinin üstünde canlı bir varlık ve dinmeyen yağmurla okuyucuyu  bu tekinsiz atmosferin ortasına bırakıveriyor. Karanlık ormanı,sisi,yağmuru,öyle güzel tarif ediyor ki pastoral resim önümüzde canlanıyor. En son böyle gerçeküstü,etkileyici bir orman tasvirini Sahilde Kafka'da  okumuştum.

Öte taraftan gerçek kişiler kulübede yaşayan hayaletler gibi. Avcının karısı kendisini alıp götürmesi için Hızır'ı bekliyor. Kötücül karakter avcı, sakat köpekleri topluyor ama aç bırakıyor. Dövdüğü çocuğun çığlıklarıyla büyülenen bu köpekler de,aslında gerçek dünyada karşılığı bulunan metaforlar.

Her ne kadar roman, kara bir masal havasında geçse de gerilim, kitabı bir korku-roman beklentisine de sokuyor,gene de masalsı öğeler fantazyadan değil insan doğasından beslendiğinden bir masaldan çok gerçek bir hikayenin içinde hissediyoruz kendimizi.Tarzı biraz Yere Düşen Dualar'ı anımsattı bana ;çok beğendim.