29 Ocak 2016 Cuma

Örümcek Ağındaki Kız - Stieg Larsson & David Lagercrantz

Stieg Larsson’un Milenyum Serisi bittiğinde yazarın ölmüş olmasından dolayı pek çoğumuz serinin devam edeceği beklentisinde değildik herhalde.
Kitaplar 2004’de Larson’un ölümünden sonra ünlenmiş ve seri dünya genelinde milyonlarca satarak bir fenomene dönüşmüştü.Lisbeth Salender’in İsveç’in derin-yeraltı dünyasında gazeteci Michael Bloomvist’le macerasını elimizden düşürmeden  bir solukta okumuş, bu sıra dışı anti-sosyal,dövmeli,piercingli kızı çok sevmiştik.

Feminist bir bakış açısıyla yazılan kitabın orijinal ismi aslında Kadınlardan Nefret Eden Erkekler'miş. Larsson’un 32 yıllık hayat arkadaşı Eva Gabrielsson Stieg yaşasaydı asla kitabın ismi Ejderha Dövmeli Kız olmazdı diyor.Lisbeth’i de lise yıllarında şahitlik ettiği bir olayda suçluluk hissettiği için yaratmış.Sue Grafton,Val McDermid ve Elizabeth George kitaplarından ilham alarak kadınlardan nefret eden erkeklerden nefret eden asi-uyumsuz bir karakter oluşturmuş.Aslında Lisbeth'in o hale nasıl geldiğini de her bir kitapla daha iyi anlıyoruz.

Larsson,İsveç’in önde gelen kominist gruplarından birinin üyesi muhalif bir gazeteci.Milenyum serisini okurken sağ akıma karşı bu politik görüş zaten çok hissedilmekte.Ölüm tehditleri aldığı için evlenmedikleri söylenen Eva Gabrielsson yazarın ölümünden sonra hiçbir hak iddia edemedi ve tüm gelir yazarın ailesine kaldı.Yayınevi 4.kitap için David Lagercrantz ile anlaştı ve tüm itirazlara rağmen kitabı yayınladılar. 

Ben okurken Lagercrantz üzerinde çok fazla  Stieg Larsson baskısı hissettim.Öncelikle olaylara giriş yapabilmek için başlangıcı çok detaylandırmış.Bir sürü isim,bir dolu mekanda geçen olayla konuya girmekte epey gecikti.Bir de bu kalabalığın içinde siber alemin karışıklığı ve teknik terimler havada uçuşunca çok merak etmeme rağmen ben bile neredeyse kopma noktasına geldim.Neyse ki sonrasında konu toparlandı da sürüklenmeye başladım.Seri kuvvetle muhtemel devam edecek çünkü kitabın gidişatı bir sonrakine yönelik bitti.Bu arada ikiz kardeş Camilla nihayet bu kitapta ortaya çıktı.


16 Ocak 2016 Cumartesi

SEN ÖLÜRSÜN BEN YAŞARIM - CELİL OKER

Aralık ayında kulüple polisiye yazar duayenlerimizden Celil Oker’in son kitabını okuduk. Kendisini Pera’daki Kara Hafta etkinliklerinde de dinleme fırsatı bulmuştum.Konu “Bir Şehir Anlatısı Olan Polisiye” idi.  O zaman yeni kitabının da ipuçlarını vermişti.Daha önce Beyoğlu’nun En Güzel Abisi’nde de okuduğumuz kentsel dönüşümün,sosyal yaşam ve döngüleri değiştirdiği sürece edebiyata konu olması kaçınılmaz oluyor.
Notlarımı karıştırınca polisiye ve orta sınıf bağlantısı üzerine konuştuklarını hatırladım.Modern cinayet romanlarının genellikle refah seviyesi yüksek ya da en azından orta sınıfa mensup sosyal yapıyla bir bağlamı var.Sosyolojik yapıya göre,suç işleme profili yada suçun şekli bile değişiyor.Yani kısaca toplumu suç anlatıyor.
Kadın cinayetleri başka ülkelerde hiç görülmeyebilirken,bizde bu konudan edebiyat çıkıyor.Örneğin Los Angeles ile İstanbul’un suç oranları aynı.Ancak L.A’de trafik gibi hafif suçlar yaygınken İstanbul’da insana yönelik ağır suçlar işleniyor.Agatha Christie’nin İngiltere’sinde kırsalda herkesin tanıdığı birinin kötü olması bir şok etkisiyken,günümüz şehirlerinde eğer kıskançlık,miras,aile husumeti yoksa mafya,rant gibi öğeler kötücül birer kimlik olarak karşımıza çıkıyor.Bundan dolayı yerli polisiyemiz bana göre hala çok vasat.Konu zenginliği pek yok,sosyal yapıdaki kısırlık polisiye edebiyatı da etkiliyor.
Teknoloji ve bilim kurgu edebiyatta biraz daha kullanılsa bir sıçrama yapılacak ama o da kullanılmıyor.Sherlock Holmes zamanın çok üzerinde bir teknoloji kullanıyordu.Daha yakın zamanda okuduğum Örümcek Ağındaki Kız,inanılmaz bir bilgisayar dünyasında geçiyor.Okuyucunun yer duygusunu sevmesi de Kuzey Polisiyesini bu kadar yükselten nedenlerden biri.Detaylar,yer isimleri okuyucudaki gerçeklik hissini artırıyor.
Essen’de yaşayan bir arkadaşımla oradaki lokal kitapçılardan birine girdiğimizde sadece Essen’deki polisiye yazarların toplamının,Türkiye’deki yazarlar toplamının 7 katı olduğunu söyledi.Almanya’da lokal yazarlara ilgi son yıllarda çok artmış.İnsanlar kendi bölgesinde sokağında geçen hikayeler okumak istiyor. Belki küreselleşme her taraftan bizi sararken,yerele olan özlem de edebiyatta kendini bu şekilde gösteriyordur. İstanbul’da böyle olabilir tabii ama sonuçta bilmem ne rezidansını tarif ederken bilmem ne sokağından sap, köşedeki bakkal- pardon alışveriş merkezini geç…! İstanbul bu dönüşümle nasıl bir aidiyet duygusu yaratacak bilmiyorum.Ancak eski mahalleler,bölgeler.
Sen Ölürsün Ben Yaşarım tam bir şehir polisiyesi.Hatta sıkışık trafik içinde bir İstanbul polisiyesiJ
Celil Oker’in pilot eskisi dedektifi Remzi Ünal bir inşaat firmasının şantiyesinde kaza geçiren oğullarının hakkını aramak için Hisarüstünde gecekondu mahallesinde yaşayan yaşlı bir çifte yardım edecektir.Ancak araştırma yapmak için gittiği evde bir cesetle karşılaşır.Gecekondulardan,gökdelenlere uzanan bir şehir panoramasında olayları çözmeye çalışır. 
Konu kurgu sürükleyicilik bir tarafa da yazarın Remzi Ünal’a sigarayı bir an önce bıraktırması gerek.Kitap boyunca “bir sigara yaktı” cümlesinden fenalık geldi,kendimi kitabı duman-altı bir kahvede okuyormuşum gibi hissettim.

  

15 Ocak 2016 Cuma

221B - YENİ POLİSİYE DERGİMİZ


Artık bir polisiye dergimiz var.Labirent Yayınları bünyesindeki Mylos Yayın Grubu’nun çıkardığı,adını Sherlock Holmes’un evi 221 Baker Street’ten alan dergi,polisiye kültürünün çekirdek okur kitlesini hedef alarak yola çıkmış.Yayın Kurulunda Ahmet Ümit, Algan Sezgintüredi, Ece Özbaş, Erol Üyepazarcı, Hüseyin Çukur, Özlem Özdemir, Sevin Okyay gibi çok değerli isimler var.
İlk dosya konusu Altın Çağ ve Kara Roman karşılaştırması üzerine;tam arşivlik bir sayı hazırlanmış. Levent Cantek’ten çizgi polisiye,Celil Oker’den Remzi Ünal maceraları,yeni çıkan kitaplar,polisiye filmler/diziler,Suphi Varım’dan Murat Başol’a daha pek çok isim burada.Hele Ahir Zaman Hafiyeleri, genel kültürümüzü artıracak lezzette.
Hayırlı uğurlu olsun.Umarım yayın hayatı uzun olur da biz de keyifle okumaya devam ederiz.Malum ülkemizde dergicilik yapmak çok zor.



221B Dergi ile ilgili güncel haberleri sosyal medya hesaplarından da takip edebilirsiniz.

8 Ocak 2016 Cuma

2015 Edebiyat Ödülleri - Dünya Kitap Dergisi

Dünya Kitap Dergisi, yılın en iyileri ödüllerini bu yıl geç açıklayınca benim 2015 Edebiyat Ödülleri postum eksik kalmıştı. Açıklandığına göre eksik kalmasın; bize fikir versin J
Bu yıl 23.’sü düzenlenen Yılın En İyileri şöyle;
Yılın Telif Kitabı Ödülü 2015’te her ay seçilen ve Ayın Telif Kitabı” olarak belirlenen 11 kitap arasından Ahmet Büke’ye gitti.On8 Yayınları’ndan çıkan Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi: İnsan Kendine de İyi Gelir ödüle layık görüldü.
Yılın Çeviri Kitabı Ödülü ise yıl içerisinde Ayın Çeviri Kitabı olarak seçilen 9 eser arasından belirlendi. Kurul, ödülün Jaguar Kitap tarafından basılan Aleksandros Papadiamantis’in “Hadula: Bir Ada Öyküsü” kitabının çevirmeni Yasemin Aydın’a verilmesini kararlaştırdı. Hadula benim de listemde olan bir kitap.Ayrıca Sabit Fikir’in seçtiği 2015’in en iyi 50 kitabı arasında bulunuyor.Okumak şart oldu artık J









Yılın en iyi polisiye kitaplarının değerlendirildiği Altın Sayfa Polisiye Edebiyat Ödülü, Remzi Kitabevi tarafından basılan Gülce Başer’in ,Bir Ceset Bir Söz’üne verildi.
Yılın En İyi Gastronomi Kültürü Kitabı İstos Yayınlarından Meri Çevik Simyonidis’in “İstanbulum,Tadım–Tuzum:Bir Varmış Bir Yokmuş” adlı kitabına verildi.
Türk mutfağının gelişimine ya da tanıtımına katkılarından dolayı bu alanda çaba gösteren kişilere” sunulan “Emek Ödülü”ne ise bu yıl  Marianna Yerasimos layık görüldü. Kendisi 500 yıllık Osmanlı Mutfağı kitabının da yazarı.













Yılın Yayınevi Alakarga Sanat Yayınları oldu.
Ayrıca 2015’te kaybettiğimiz şair ve yazar Sennur Sezer’e Saygı Ödülü verilmesi kararlaştırıldı

7 Ocak 2016 Perşembe

KIRMIZI ZAMAN - MİNE SÖĞÜT

Tarihimizde,hiçbir yerde eşi benzeri olmadığı söylenen bir cellat mezarlığı mefhumu vardır.Osmanlıda cellatlar genellikle sağır ve dilsizlerden seçilir,verilen emri yerine getirerek infazları gerçekleştirirlermiş.İnfaz edilenler gereken törenler yapılarak defnedilirken,cellatlar göçtüğünde halkın gömüldüğü mezarlara bile konmaz,şehrin en ücra en uzak yerine gömülür başına da yarım metre eninde 2 m yüksekliğinde üstü isimsiz,yazısız küfeki taşını koyalarmış.Bu mezarlıklar uğursuz kabul edildiğinden kimse buralara uğramaz,bu isimsiz cellatlar da tarihin akışı içinde unutur gidermiş.
İstanbul’da iki cellat mezarlığı olduğu söylenir.Biri Eğri Kapı civarında diğeri de Pierre Loti’nin biraz ilerisindeki Kar Yağdı Baba Tekkesi'nin oradadır.Çoğu ortadan kaybolmuş olmasına rağmen o tarafa yolunuz düşerse bugün bile diğer mezarlıklarla iç içe geçmiş tek tük cellat mezarlarıyla karşılaşabilirsiniz.

Kırmızı Zaman masalsı,mistik kurgusuyla hikayeye ortak ettiklerini bu cellat mezarlarında buluşturmuş.Balat’ın surları ,diğer alemden bu tarafa açılan kapıları,dehlizler,geçitler görmek ve inanmak istediklerimizle bütünleşmiş.Aslında açıklanınca perdesi kalkacak olağanüstü herşey kırmızı metaforuyla boyanıp bezenmiş, ortaya Mine Söğüt tarzı bir zaman hikayesi çıkmış.  

6 Ocak 2016 Çarşamba

NEVROTİK - GÜRGEN ÖZ

Aralık ayında,Kitap Ağacı-İstanbul Gürgen Öz’ü konuk etti.Kitabı Nevrotik’i konuştuk.Konuğumuz olmasa alır okur muydum;sanmam. Son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim. Ön yargımı yerle bir etti. Eksikleri elbette vardı ama yeni kitabının- ki roman olacakmış- daha iyi olacağını düşünüyorum.

İlk öykü çok keyifliydi.Bir psikoloğun etrafında geçen hikaye tam kaptırmış gidiyorken bitiverdi.Psikolojik arketiplere çaktırmadan atıfta bulunurken bunları karakterlere çok güzel bağlamış.Okursanız orada bir apartman görevlisi (kapıcı değil J ) figürü var.Çok orijinal,tam bir karakter oyuncusu profili çıkmış ortaya.

İkinci öykü bir korku-gerilimdi.Sonra,o da tak diye bitti.Eee sonunda ne oldu diye isyan ettik tabii.Kendisine sorduk “ben de bilmiyorum,benim için de orada bitti” dedi. 
Bu türe de yatkın.Baharda çıkacak romanı da korku gerilim olacakmış zaten.Bu topraklardan çok malzeme çıkar diyor;ki haklı tabii yazabilene.
Sonra gelenler için deneme desek yanlış olmaz herhalde.Kendi iç sesi,ilişkiler üzerindeki fikirleri daha çok hissediliyor.

Sohbetimiz de daha çok toplumsal tabulardan yaşayamama ve o yaşayamayanların da etrafındaki diğer insanların yaşamasına izin vermemesi merkezindeydi ki sorunlarımızın kaynağında bu cendere durumu ve samimiyetsizlik var.Sebep-sonuç-sebep-sonuç döngüsüyle bitmek bilmeyen o çemberin içinde dönüp durmaktan hepimizin az biraz nevrotikleştiğini ,kişisel duvarları aşma yolunda farkındalığımızı artırmamız gerektiğini konuştuk.  

Komedi türlerinde oynadığı için yazı dilinin de öyle olacağını düşünmüştüm ama değil; kendini ifade ediş tarzı edebiyatta daha  ciddi.O da mı kitap yazmış demesinler diye doğru dürüst reklamını bile yapmıyor. Daha sessiz ve okur beğenisi endeksli ilerlemeyi seçmiş.Edebiyat yolculuğunda ben daha iyiye gideceğini düşünüyorum

25 Aralık 2015 Cuma

KARDEŞİMİN MEZARI - ROBERT DUGONİ

Kitap Ağacı Polisiye Kulübü’nde bu ayın ilk kitabı Kardeşimin Mezarı’ydı.Robert Dugoni, gerilim yazarları derneği tarafından 2015’in en iyi gerilim yazarı seçildi ve kitap gerilim roman dalında Nancy Pearl ödülüne layık görüldü.  

Konu her ne kadar bir polisiye kurgu yaratmak için yeterli olsa da olay örgüsünü sadece polisiye- gerilim olarak kategorilendirmek  yanlış olur,ki benim için zaten bir gerilim kitabı değildi.

Benim hoşuma giden aynı zamanda vurucu bir duygusallığının da olması.Kurbanın,ana karakterin kardeşi olması psikolojik açıdan bence okurda daha derin bir etki bırakıyor.

Hikaye geçmişle bugün arasında gidip gelen bir omurga üzerine oturtulmuş.Tracy Crosswhite’ın kardeşi Sarah 20 yıl önce kaybolmuştur.Öldürüldüğü düşünüldüğünden olaydan sonra şüpheli bulunan Edmund House hapse atılmıştır.Bu süre içinde bir mezara ulaşılamamış,Tracy öğretmenliği bırakıp cinayet masası dedektifi olmuştur.Şüphelerini ispatlayamamaktan rahatsız Tracy’nin nihayet beklediği olur.Sarah’nın cesedi bulunmuştur.Gerçek katil kimdir,şimdi bunun peşine düşer.

O,delillerin üzerine gittikçe heyecan dozu artan ve hızı hiç düşmeyen elimden bırakamadığım bir hikayenin içinde buldum kendimi.Sonu ise bence pek çok polisiye okurunu tatmin edecek hilede;tam anlamıyla ters köşe yapıyor.

Acaba  Altın Kitaplar, Robert Dugoni’nin diğer kitaplarını da basar mı; basarsa çok güzel olmaz mı :)

24 Aralık 2015 Perşembe

Başka Zaman Kütüphaneleri - ZORAN ZIVKOVIC

Kitabın reklama ihtiyacı var mı;iyi bir hikaye kendi okur kitlesini hiçbir PR çabası olmadan yaratabilir mi? İşte görselliğin önemi.Yenilenmiş bir kapak;kitapçılarda,sosyal medyada gözüme değmese pek farkında  olmayacağım oysa ilk baskısı İstiklal Kitabevi'nden 2006’da  yapılmış bir Zoran Zıvkovic kitabı.Üstelik bununla 2003 Dünya Fantezi ödülünü almış.Bunun gibi daha neler var kaçırdığımız.

Kitap,konusu kütüphaneler olan 6 fantastik öyküden oluşuyor.Çok detay vermek istemiyorum ancak bazı alt metinler çok anlamlı.Örneğin cehennem cezasını okuyarak çekmekle,kitapların insanları kötüye yönelten eylemlerden uzaklaştırdığı mesajı veriliyor.Okuyarak daha iyi bir insan olmak mümkün mü...
Bu öykülerin her biri insan öznesi ile kitaplar arasında geçen biraz da kibirli,zorlayıcı ve kitaplar karşısında mağlup insan figürünü betimleyen kurgulardan oluşuyor.Favori öyküm Ev Kütüphanesi.Çok değil posta kutuma böyle her hafta bir kitap gelse yeter:)

48 doğumlu Sırp yazarın gene İstiklal Kitabevinden çıkmış Armağan Zamanlar ile İmkansız Karşılaşmalar kitapları da dilimize çevrilmiş.Baskısı olmasa da sahaflarda bulmak mümkün.Ben her ikisini de gg’den 8’er TL ye aldım. 

23 Aralık 2015 Çarşamba

NAGAZAKİ - ERIC FAYE

2008 de Fukuoka’da gerçekleşmiş bir olay üzerine çıkan gazete haberinden etkilenerek yazmış bu öyküyü Eric Faye. 
Kim Ki Duk’un Boş Ev filmindeki gibi bir başkasının sizin haberiniz olmadan evinizde yaşadığını düşünün.Meteorolog Shimura San Nagazaki’de bir banliyöde yalnız yaşayan, akrabalarıyla pek görüşmeyen biridir. Evinden yiyecekler  eksilmeye,eşyaların yerleri değişmeye başladığında şüphelenerek eve bir kamera koyar ve gördükleri karşısında şok olur.
Hikayenin olay örgüsünden ziyade kahramanların psikolojisine ağırlık veren Faye bu kısa kitapla 2010 yılında l’academie Française Grand Prix ödülünü almış ve Nagazaki 20 den fazla dile çevrilmiş.
1963 doğumlu Fransız yazarın dilimize çevrilmemiş bir çok roman ,öykü ve gezi yazıları var.Yazar hakkında araştırma yaparken  Somnambule dans Istanbul,isimli (İstanbul’da bir uyur-gezer olarak çevirebiliriz) öykü kitabı olduğunu da gördüm.Umarım bunu bir an önce çevirirler,okumak keyifli olurdu.
Aslında Nagazaki hem korkutucu hem dramatik.Yalnızlığın ve rutinliğin acınasılığını düşünüyorum ki bir adam 1 yıldır evinde yaşandığını anlayamıyor.Öte taraftan çaresizliği düşünüyorum ki bir başkasının evinde yaşama cesareti gösterilebiliyor.Gözümüzde büyüttüğümüz ülkelerde de sosyal adalet ve aile ilişkileri çok parlak değil. Tarihsel travmalar bugünün travmalarını doğuruyor.Ortaya da böyle gerçekliğine inanması zor ilginç hikayeler çıkıyor.

22 Aralık 2015 Salı

Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz - MELİSA KESMEZ

Bu ara okuduğum kitapların yanında Yitik Ülke ve Sel’in novellalarını yada öykü kitaplarını da okumaya çalışıyorum.Birkaç saatte okunan bu kitaplar hem okuma hızımı artırdı hem de çok tatmin edici hikayeler,yazarlar bulduğumu söyleyebilirim.
Melisa Kesmez’i fuarda alıp imzalatmıştım.Onu zaten Sabit Fikir'den,Radikal Kitap’tan çoğumuz tanıyoruz. Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz onun ilk kitabı.25 öyküden oluşan bu kısa kitap genç bir kadın gözünden birinci ağızdan yazıldığından çoğu ilk kitapta olduğu gibi,yazar kitabın içinde çok fazla hissediliyor.Genelde olumsuz olabilecek bu durum bence bu sefer iyi olmuş çünkü yazarın dünyasını da bir anlamda tanımaya yardımcı oluyor.
Her ne kadar röportajlarında öyküler kurgusal dese de anneanne yanında büyümesi,kitabı ona ithaf etmesi,öykülerde geçen ayrı anne-baba,yalnız yaşayan şehirli kadın,kediler,müzikler,okuduğu kitaplar doğal olarak öykülerine de yansımış.Hikayeler samimi,tanıdık,hepimizin yaşadığı-yaşayabileceği olaylar ama genel olarak bir hüzün hakim.Ancak bu hüzün öyle dramatize edilmiş bir hüzün değil.Dolayısıyla okuyucuyu rahatsız etmiyor.

Ben okurken çok keyif aldım,uzun zamandır öykü okumadığım için özlemişim,o lezzetle bir sürü kitap sipariş ettim.

21 Aralık 2015 Pazartesi

2015 Edebiyat Ödülleri

Bu yıl Hugo ödülleri tam bir skandala imza atarak son yıllarda iyice alevlenen ödül kavgalarında en tepeye oturdu. En İyi Kısa Roman, En İyi Kısa Hikaye, En İyi Kurgusal Olmayan Kitap, En İyi Uzun Eser Editör ve En iyi Kısa Eser Editör kategorilerinden ödül yok sonucu alındı. Tarihinde ilk kez Hugo’da bu kadar çok ödülsüz kategori oluştu.Yıllardır sol ağırlıklı bir grubun elinde olan Hugo, Larry Correria ve Vox Day ‘in sağ hareketi Sad Puppies-Rapid Puppies ile kurulu onların eline bırakmak istemeyenler tarafından savaş alanına döndü. Edebiyat severler açısından son derece keyifsiz olan durum muhtemelen ilerleyen dönemlerde Hugo’ya çok daha büyük zarar lar verecek.Çünkü biz sadece kazananları değil,adayları da okuma listemize alıyoruz. Sonuç itibariyle bu yıl ödül sadece En iyi Roman dalında Cixin Liu’nun Three Body Problem’ine verildi.

Bu yıl Nobel’in tartışmalarını bile geride bırakan Hugo’dan sonra ,Nobel’e geçersek ödül gene sürpriz bir isme gitti.Daha önce İsveç Pen ödülünü kazanan Svetlana Aleksiyeviç bu yıl Nobel’e layık görülen yazardı.Neredeyse her yıl favoriler arasında gösterilen Murakami’yi elemesinde kuşkusuz siyasi bir yazar olmasının rolü var.Nobel’i alan 14.kadın yazar olan Aleksiyeviç Belarus hükümetini eleştiren siyasi yazılarıyla dikkat çekiyordu.En tanınmış eserleri Türkçeye de çevrilmiş Bir Nükleer Felaketin Sözlü Tarihi,Çernobil’den Sesler ve Nazi İşgalinde Sovyet Kadınları bulunuyor.
İngiltere’nin en önemli edebiyat ödüllerinden biri olan Man Booker’ı bu yıl Marlon James, A Brief History of Seven Killings romanıyla aldı.James,Bob Marley’e yapılan suikast girişimini konu alan romanıyla ödülü alan ilk Jamaikalı yazar oldu.



Goodreads ve Wall Street Journal’ın, okuyucu tercihleriyle yılın en iyi tarihi romanı olarak duyurduğu Anthony Doerr’in romanı Göremediğimiz Tüm Işıklar, roman dalında 2015 Pulitzer Ödülü’nün sahibi oldu.Türkçeye Handan Ünlü Haktanır tarafından çevrilen roman Koridor Yayıncılık tarafından yayımlandı.New York Times,Amazon,Washington Post ve daha pek çok otorite kitabı yılın en başarılı kitabı seçmiş.

Amerikan Gizem Yazarları topluluğunun Edgar Allan Poe anısına verdiği Edgar Ödülü bu yıl Stephen King’in Bay Mercedes’ine gitti.

Bilim Kurgu dalında verilen en önemli ödüllerden biri olan Arthur C Clarke’ı bu yıl Emily St John Mandel’in yazdığı Station Eleven aldı.Bu kitabı çok merak ediyorum.Umarım en kısa zamanda çevrilir.


Gene Bilim kurgu ve fantastik kurgunun en prestijli ödüllerinden biri Nebula’yı ise Jeff Vander Meer’in Annihilation’ı aldı. Geçen yıl bütün ödülleri toplayan Ann Leckie’i bu yıl Ancillary Sword’la favori gösteriliyordu. İlk kitap Ancillary Justice, Adalet olarak Türkçeye çevrildi bile.

Dünyada durumlar böyleyken bu yıl bizden haberlere de  gene geleneği olan ödülleri dikkate alarak bir bakalım.


Sait Faik Hikaye Armağanı
61’incisi düzenlen Sait Faik Hikâye Armağanı ödülünü,bu yıl Bizi Çağonoz Diye Biri Ödürdü-Beni Unutma Dörtlemesiyle Bora Abdo aldı.

 Behçet Necatigil Şiir Ödülü

2015 yılında şiir ödülü Bir Adın Yolculuktu kitabıyla Ülkü Tamer’e verildi.


















Sedat Simavi Edebiyat Ödülü

Edebiyat dalında ödülü bu yıl deneme kitabıyla Nilüfer Kuyaş Karasevda Kitabı’yla aldı.



















Yunus Nadi Roman Ödülü
Yunus Nadi Roman ödülünü  Gece Uyurken romanıyla Eren Aysan aldı.


















Yunus Nadi Öykü Ödülü 
Öykü ödülü bu yıl Mubarek Kadınlar ile Gaye Boralıoğlu’na gitti .


















Yunus Nadi Şiir Ödülü
Ödüle Refik Durbaş’ın Bağışla Ziyanımı adlı kitabı layık buldu.


















Doğan Kitap'ın Duygu Asena'nın anısına düzenlediği, Duygu Asena 'Kadının Hala Adı Yok' Roman Ödülü, 'Ağıtın Sonu' romanıyla Menekşe Toprak'a verildi.


















Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü
2015 Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü,bu yıl öykü dalında B. Nihan Eren‘in Kör Pencerede Uyuyan adlı kitabına verildi


















Haldun Taner Öykü Ödülü

Bu yıl 27.’si düzenlenen 2015 Haldun Taner Öykü Ödülü’nü kazanan, ‘Uzun Irmak Boyunca’ ile Hande Gündüz oldu.


















Orhan Kemal Öykü Ödülü
Çukurova Edebiyatçılar Derneği’nin verdiği ödül bu yıl Halil Genç’in ’Kızıma Bir Yağmur Bulmalıyım’ adlı öykü kitabına gitti.

















Orhan Kemal Roman Ödülü

Bu yıl 44.’sü verilen Orhan Kemal Roman Armağanı’nı Hüsnü Arkan “Hırsız ve Burjuva” adlı romanıyla kazandı