29 Mart 2019 Cuma

ESRAR-I CİNAYET - AHMED MİTHAT EFENDİ


Ben bugüne kadar bu kitabı niye okumamışım? Hep Felatun Bey ile Rakım Efendi yüzünden..:)


Tanzimat dönemi adalet sistemindeki değişikleri anlamamıza yardımcı olacak bir kurgu.Bugün medya dördüncü güç derken; o dönem için gazetelerin gündemi belirleme ve sorguya mecbur bırakma gücü. Yargıdaki çarpıklık...Üstlerine rağmen olayı çözmeye çalışan dedektif bugün bile ne kadar güncel polisiye roman konusu.


Esrar-ı Cinayet edebiyatımızdaki ilk polisiye roman olma özelliği ile de Ahmed Midhat Efendi'yi bizim için özel kılar. Üstelik Poe ve ardılları gibi değildir. Sadece analitik inceleme yapıp,muammayı çözen dedektif çizgisinden çıkıp Gaboriau ekolünde yazmıştır. Kahraman Osman Sabri sosyal ortamların içindedir ve toplumsal bozukluklarla, adli eksikliklerle mücadele etmektedir. Semtler belirgindir çok belirgin tasvirler vardır. Bir üst yöneticinin suçlularla işbirliği yapabileceğini ilk kez bu romanda görürüz. Medyayı olayları çözmede itici güç olarak kullanır. 

Dönemin gazetelerinin ona atfettiği isimle Efendi Babamız bir taraftan toplumsal eleştirilerini yaparken diğer taraftan Abdülhamit yönetimini üstüne çekmemek için araya girip açıklamalar yapar;
"Okurlarımıza ihtar etmeliyiz ki Öreke Taşı cinayetinin ortaya çıktığı dönemlerde şimdiki mahkeme usulleri ve mahkemelerin düzenlenmesi ve bugünkü adliye örgütü yoktu. Son dönemdeki adli alandaki gelişmeler ve yeni adliye örgütü; (burada Tanzimat değişikliklerinden bahsediyor) özellikle velinimetimiz, reformcu Padişah Efendimiz Hazretleri'nin başarıları kapsamındaki işlerdendir ki; bu devleti, bu ülkeyi yeniden yaratırcasına başardıkları bunca önemli reformlar arasında; kamu güvenliği açısından en yararlı olanlardan birisi de yeni adliye düzenlemeleridir."


Ahmed Mithat yalnız edebiyat alanında değil , matematikten askerliğe, iktisattan tarihe, felsefeden teolojiye, astronomiden coğrafyaya pek çok alanda yazılar kaleme almıştır.

Roman, öykü, oyun, ani, gezi, inceleme, mektup, deneme türünden pek çok yapıtı vardır.Romanları için döneminde geçerli her türe göre örnekler verdiği söylenebilir. Romantik (Henüz Onyedi Yaşında), toplumsal (Felatun Bey ile Rakım Efendi), serüven (Hasan Mellah, Hüseyin Fellah), siyasi içerikli (Jöntürk), tarihi (Yeniçeriler), töresel (Arnavutlar, Solyotlar), bilimkurgu (Dünyaya İkinci Geliş), natüralist (Müsahedat) gibi.
Polisiyede olduğu gibi feminizmi konu alan ilk romanı da (Felsefe-i Zenan ve Diplomalı Kız) Ahmed Mithat yazmıştır.


Üslubu dönemine göre sadedir,araya girer,açıklama yapar.Esrar-ı Cinayet’i ben Bordo Siyah yayınlarından okudum. Günümüze çok güzel uyarlamışlar,çok rahat okunduğunu söyleyebilirim.
Bir anlamda bir ders kitabı özelliği de taşıyan Esrar-ı Cinayet’i okumadıysanız en azından incelemenizi tavsiye ederim.



28 Mart 2019 Perşembe

İMPARATORUN ENFİYE KUTUSU - John Dickson Carr


Altın Çağ okumalarının ilk bölümünü John Dickson Carr'ın İmparatorun Enfiye Kutusu ile bitirdik.Şimdiye kadar okuduklarımız içinde ufak tefek ipuçları verse de günümüzde geçiyormuş hissi veren ilk hikaye oldu.

1906 Pennsylvenia'da doğumlu Carr üniversite eğitimi için Paris'e geldikten sonra Avrupa etkisinde kalır.Yazarın bir çok eserinde Fransa,Britanya ,Almanya’da işlenen suçlar konu edilir.Bir deniz yolculuğunda İngiliz Clarice Cleaves ile tanışıp evlenen yazar İngiltere’ye yerleşir Londra’da Detection Club'a üye olur.(Bu onur kolay verilen bir üyelik değildir, o zamana kadar sadece iki Amerikan vatandaşına verilmişti.)

Bir süre BBC’de gizem ve suç serileri için senaristlik yapar 2. Dünya Savaşı’nın başlaması ile gönüllü olarak askere katılmak için Amerika’ya geçer. Ancak ordu onu BBC’ye , müttefik güçlerinin savaş  propagandalarını kaleme alması amacıyla geri gönderir. 1960’lı yıllarda Fas’a yerleşir ve hayatının son yıllarını sağlık problemleri ile geçirir.

Oldukça çok sayıda eser veren Carr, yaklaşık 90 roman yazmıştır. Ayrıca Sir Arthur Conan Doyle'un da biyografisini kaleme almıştır. Carr'ın örnek aldığı yazarlar arasında Conan Doyle, Chesterton ve Poe başta gelen ustalardır. Birçok eseri "Locked Room" denilen yani kapalı bir odada işlenen, görünürde imkansız cinayetleri konu alır. Bu alanda ise, Türkçe'ye "Üç Tabut" olarak çevirilen romanı "Ustalık Eseri" olarak anılmaktadır. . Her ne kadar tamamen kilitli bir odada işlenen polisiye romanı yazma unvanı Sarı Odanın Esrarı ile Gaston Leroux’a aitse de (kendisi ikinci sezon listemizde) John Dickson Carr, bu türün gerçek babası sayılabilir.

Yazarın ilk romanı “It walks by night” 1930 yılında basılır. Paris’te geçen bu romanda  dedektif Henri Bencolin’i yaratır ve Kapalı Oda Cinayetleri ile anılmasına yol açan sürecin başlangıcı olur .
1933 yılında, diğer dedektifi  Dr. Gideon Fell’i okuyucularla buluşur. Dr. Gideon ismini, karakterine eski bir çocuk şiirinden esinlenerek verir. 1680 yılında İngiliz şair Tom Brown tarafından yazıldığına inanılan şiir Hannibal’ın yazarı Thomas Harris tarafından Dr. Hannibal Lecter’in takma adı olarak kullanılmıştı.
John Dickson Carr’ın yarattığı üçüncü dedektif ise Sir Henry Merrivale’dir. Bu karakter profesyonel bir dedektif olmamakla birlikte, Savaş Bakanlığı’nda görev yapan bir askeri istihbarat bölümü yöneticisidir. Sir Henry Merrivale karakteri, John Dickson Carr’ın 24 eserinde yer alır.

Öte taraftan ben, İmparatorun Enfiye Kutusu’nda Garon ve Dermod birlikteliğini sevdim. Bazen daha alçak gönüllü bir Poirot konuşuyormuş gibi geldi.

27 Mart 2019 Çarşamba

TANRILARA ADANMIŞ BEDENLER - ELLY GRIFFITHS




Bataklığın Kayıp Tanrıları’nda arkeolog Ruth Galloway’den hoşlanınca serinin devam kitabı Tanrılara Adanmış Bedenleri de vakit kaybetmeden okudum.

İkinci kitabın polisiye kurgusu kesinlikle ilki kadar ilginç olmasa da arkeolojik anlamda gene keyifli anekdotlarla bezenmişti. Bu sefer Roma dönemi kurban adaklarına atıflar yapılan bir konu üzerinden ilerlemiş. 
Ruth’un hamileliği ve özel hayatı ile karakteri daha yakından tanımaya başlıyoruz ancak devam kitapları basılmamış olduğundan konu burada kalıyor.

On yıla yayılan toplamda 10 kitaplık bu serinin devamının yayımlanmaması okuyucular için kayıp ;ne yazık ki basım haklarını elinde tutan yayınevlerinin inisiyatifine kalıyor.

Basılmayan diğer kitapları takip edebilmek adına buraya da ekliyorum.İsterseniz yazarın kendi sitesinden ayrıntılı konularına da bakabilirsiniz.

The House at Sea's End: The Dr Ruth Galloway Mysteries 3

A Room Full of Bones: The Dr Ruth Galloway Mysteries 4

A Dying Fall: A spooky, gripping read for Halloween (Dr Ruth Galloway Mysteries 5)

The Outcast Dead: The Dr Ruth Galloway Mysteries 6

The Ghost Fields: The Dr Ruth Galloway Mysteries 7 

The Woman In Blue: The Dr Ruth Galloway Mysteries 8

The Chalk Pit: The Dr Ruth Galloway Mysteries 9 

The Dark Angel: The Sunday Times Bestseller (The Dr Ruth Galloway Mysteries Book 10)




21 Şubat 2019 Perşembe

YİRMİ DOKUZ BUÇUK NEDEN - DENISE GROVER SWANK


Bu serinin yaza dayanmayacağı belliydi. İkinci ve üçüncüsü de hop diye okundu J

Rose Gardner bu sefer jüri üyesi seçiliyor. Ancak herkesin suçlu olduğunu düşündüğü zanlının masum olduğuna inanıp olayların üzerine gidiyor. Sevgilisi 2 saat uzaklıkta başka bir şehirde. Bu kitapta savcı yardımcısı  Mason Deveraux ile tanışıyoruz. Çoğu zaman Rose’la çatışsa da ona yardım ediyor.

Gene eğlenceli ve sürükleyici bir kurgu.Biraz chick- lit biraz suç ve gizem diyelim. Sevdim

20 Şubat 2019 Çarşamba

İBRET TAŞI - İSMAİL KADERE




Devrialem okumalarının Ocak kitabı İsmail Kadere’nin İbret Taşı idi. Balkan tarihine özel bir ilgim olduğundan merak ederek okuduğum metni açıkçası kurgusal olarak karışık buldum. Yeni bir şey öğrenebilir miyim diye zorlanarak bitirdiğim bir kitap oldu. Daha önce herhangi bir kitabını okumadığım için diğer kitaplarıyla bir karşılaştırma yapamayacağım. Bu kadar sevilen bir yazar hakkında negatif bir ön yargım olsun istemiyorum. Belki daha sonra başka bir kitabını denerim.

Kitaba ismini veren İbret Taşı baş kaldıran paşaların,başarısız devlet görevlilerinin kesilen başlarının yerleştirildiği yer. Payitaht’ta bir simge olarak duruyor.

Amos Oz’u okurken Kibutz’ları öğrenmiştim.Bu kitaptan da Kra Kra rejimi kaldı.Konu genel olarak isyanlar,idamlar,kesik başlar yönetim erkinin elde tutulma telaşı,güç gösterileri.

İlk bölümde kesik başla yapılan yolculuk ,bozulmasın diye tuzlamalar,kimyasallamalar, taşıyıcının ruh halinin sayfalar dolusu anlatılması pek bana göre değildi.Tepedelenli Ali Paşa'nın yarım yamalak hikayesi,Hurşit Paşa'nın ne ara,neden idam edildiğinin belli olmaması,kopuk kopuk metinler kısacık kitabı zihnimde bir türlü toparlayamadı.

Yazarın (analizlerinde haklı yada haksız )Man Booker almasının da politik olduğunu düşünüyorum. İsmail Kadere Arnavut halkının Batılı Hıristiyan kültürüne ait olduklarını Osmanlı hakimiyetiyle zorla müslümanlaştırılarak doğuya yaklaştırıldıklarını ve bu durumun Arnavut halkının asıl kimliğini yok ettiğini savunuyor.

19 Şubat 2019 Salı

ROGER ACKROYD CİNAYETİ - AGATHA CHRISTIE



Agatha Christie'yi neredeyse ortaokul yıllarımdan beri okurum. Okulun kütüphanesinden aldığım kitapla tanışmıştım. On Küçük Zenci. O tekerleme beni o zaman ne dehşete düşürürdü :)

Karmakarışık okumalar, eski basımların farklı isimleri derken bazen okuduğum kitabı tekrar almışlığım bile oldu.

Roger Ackroyd Cinayeti'ni ilk okuyuşumda şok olduğumu dün gibi hatırlıyorum,bayağı ters köşe hissetmiştim. Altınçağ okumaları için dijitalden ipuçlarını bulabilir miyim diye tekrar okudum. Agatha olmasa aynı polisiye kitabı tekrar okumak çok haz aldığım bir durum değil.

Benim Agatha’yı sevmemin bir diğer nedeni de genelde olayların İngiliz kırsalında geçmesi ki bayılıyorum.Zengin,eğitimli burjuva sınıfının da suç işleyebileceğini gayet güzel yansıtıyor. Yani her kitabında katil uşak değil :) Ayrıca o dönem için dünyanın birçok bölgesine göre kadın karakterleri çok iyi kullanıyor. 
Roger Ackroyd Cinayeti litaratürde bir ilk deneme aslında. Genel geçer polisiye roman kurallarını bozan Agatha Christie’nin deneysel bir anlatımı.  Tabii ki dedektifimiz Hercule Poirot.Bu kitabın kahramanlarından Caroline daha sonra Miss Marple için ilham kaynağı olmuş. 


Kitaptaki katilin aslında katil olamayacağı yönündeki eleştiriler halen devam etmekte. Pierre Bayardin’in Roger Ackroyd’u Kim Öldürdü? meraklısı için  bol spoiler içeren bir inceleme.

18 Şubat 2019 Pazartesi

BATAKLIĞIN KAYIP TANRILARI - ELLY GRIFFITHS


Kulübün 2019 okumalarında aylardan biri forensic denilen bilimsel tür olacaktı. Yabancı sitelerden önerilebilecek kitapları araştırırken karşıma sık sık  Elly Griffiths çıktı. Kendisi forensic thriller ekolünün en iyilerinden kabul ediliyor. Oylamada seçilmeyince kendim okumak istedim.

Arkeolojiyi çok sevdiğimden, polisiye ile birleştiğinde genelde kurgulardan zevk alıyorum. Bataklığın Kayıp Tanrıları’nda  ana karakter arkeolog Ruth Galloway ayrıca serinin de ilk kitabı.Hikaye Norfolk Saltmarche bölgesinde Seahenge denilen arkeolojik alanda geçiyor.

Asıl adı Domenica de Rosa olan yazar 1963 Londra doğumlu.Çocukluk yaşlarından beri yazıyor.Üniversiteden mezun olduktan sonra, önce kütüphanede sonra Harper Collins’de çalışıyor.1998 de çocuğu için işten ayrıldığında ilk kitabı The İtalian Quarter’ı yazıp yayımlatıyor. Arkasından diğer 3 kitap onu takip ediyor. İkinci çocuktan sonra eşi Andy işten ayrılıp arkeolog olduğunda Norfolk’a tatile gidiyorlar.Bölgede eşinin antikçağ kurbanları hakkında anlattıkları onda bir roman fikri doğuruyor ve Arkeolog Dr Ruth Galloway’i böyle yaratıyor.Ajansı bu bir suç romanı ve senin de buna uygun bir ismin olmalı diyor.Elly Griffiths ismi böylelikle ortaya çıkıyor.

Gerçekten de Seahenge denilen bölge çok ilginç bir arkeolojik alan. Burasının da Stonehenge gibi yaz gündönümünde güneşin doğuş yönüne dönük bir ekseni olduğu belirtiliyor.Bu ahşap anıtlar, ilk kez sağlam olarak 1998-99’da ortaya çıkarılmışlar.İngiltere'nin doğusunda Norfolk kıyısının hemen açığındaki çamur tabakası içindeki kütükler dendrokronoloji (ağaç halkalarıyla tarihleme) yöntemiyle incelendiğinde İÖ 2050 yılından kaldıkları anlaşılmış ve bunlara hemen "Seahenge" adı verilmiş. Ahşap direklerden dairenin ortasında yere dikey olarak yerleştirilmiş bir tek büyük meşe ağacı bulunmuş, ilk başta dal sanılan şeylerin kök oldukları anlaşılmış aslında ağaç yere tersine sokulmuş.



Kitapta o ıslak, kasvetli, ıssız kıyı bataklıkları çok güzel betimlenmiş; o bölge hakkında araştırma duygusu uyandırıyor.

Polisiye kurgu için genel olarak akıcı ,gerilim dozu yüksekti diyebilirim ancak bir noktada katili tahmin etmek çok zor olmadı. Daha beklenmedik biri çıkmasını tercih ederdim.
İkinci kitap Tanrılara Adanmış Bedenler’i de sipariş ettim. Okuyunca yorumumu yazarım.





31 Ocak 2019 Perşembe

2018 Dünya Kitap Dergisi Yılın En İyileri Ödülleri

Dünya Kitap’ın gelenekselleşmiş Yılın En İyileri Ödülleri bu ay içinde sahiplerini buldu. 26. düzenlenen törende ödül alan kitaplar şöyle.
Yılın Telif Kitabı

Yılın Çeviri Kitabı


Yılın Telif Polisiye Kitabı

Polisiye Edebiyata Teşvik

Yılın En İyi Gastronomi Kültürü Kitabı

Bunların dışında;
Gastronomiye katkılarından dolayı Maximilian J. W. Thomae   Gastronomi Kültürü Emek Ödülü'ne  layık bulundu.
Yılın Yayınevi seçici kurulca yapılan değerlendirme sonucunda Aras Yayıncılık olarak belirlendi

Peyami Safa'nın Server Bedi adıyla yayımlattığı Cingöz Recai öykü ve romanlarını özenli, aslına uygun bir şekilde yeniden yayımladığı için Ötüken Neşriyat'a  Seçici Kurul Özel Ödülü verilmesi kararlaştırıldı.

30 Ocak 2019 Çarşamba

ÇİN PORTAKALI - ELLERY QUEEN



Ellery Queen adı aslında, ikisi de 1905 doğumlu Amerikalı kuzenler Frederic Dannay ve Manfred Bennington Lee ‘nin dedektiflik öykülerini yazdığı mahlas. Kitapları Ellery Queen yazar adıyla yayınladıkları gibi ana dedektif karaktere de aynı ismi veriyorlar.

Bu arada onların da gerçek isimleri Daniel Nathan ve Emanuel Benjamin Lepofsky. Ellery Queen adı altında 1929’dan 1971’e kadar 30’dan fazla roman ve bazı hikayeler yazıyorlar. Dannay ayrıca 1941’den beri basılan Ellery Queen's Mystery Magazine ‘in kurucusu ve çok uzun süre editörlüğünü de yapıyor. Dergiye sonra bakmak isteyenler için link bu.


1961’den sonra başka yazarlara da o dönem popüler olduğundan gene Ellery Queen adını kullanarak ancak ana karakterin O olmadığı  kitapları basmalarına izin veriyorlar.
Kuzenlerin 4 kitabı Drury Lane isimli başka bir dedektif hikayesi. O da Barnaby Ross takma adını kullanıyor :)
Son kitapları ise Lee’nin öldüğü yıl 1971’de yayımlanıyor artık.

Çin Portakalı 1936’da Mandarin Mystery olarak filme çekiliyor. Kitap tüm zamanların en iyi kapalı oda gizem kategorisinde ilk 8 ‘de sayılıyor. Aynı dönemin yazarı Van Dine’in  satışları düşerken Ellery Queen’in popülerliği artıyor.

Tür olarak Kapalı Oda ve imkansız Suç kategorisine girmesine rağmen yazıldığı tarihe kadar yayımlanan  benzerlerinden farklılık gösteriyor. Kapı kapalı ama 2 kapı var. Mağdurun adı yok yada kim olduğu çok da önemli değil gibi üzerine konuşulacak farklılıklar barındırıyor.

Kitabın giriş bölümünde okuyucuya bir meydan okuma var. 191.sayfaya gelindiğinde olayı çözecek tüm donelere sahip olacağımızı söylüyor ki çözebilen varsa saygıyla eğiliyorum J

Çin Portakalı Altın Çağ Dönemi içinde gerçekten kült olarak tanımlanabilecek ve literatür okuma yapmak isteyenlerin kaçırmaması gereken bir kitap.

29 Ocak 2019 Salı

YIKIMA GİDEN ADAM - ALFRED BESTER


Yıkıma Giden Adam bilim kurgu ya da polisiye unsurlar taşımasından çok  toplumsal felsefesi ile beğenimizi kazandı. Cyberpunk denilen bir akımla özdeşleştiren tarzda yazılmasına rağmen yazıldığı dönemde bilinen bir akım değil.

Yazar, annesi Rus, babası Amerikalı bir ateist. Hukuk fakültesini yarıda bırakıp uygarlık tarihi ve psikoloji alanında eğitim görmüş.48 yıl eşi ölene kadar devam eden bir evliliği olmuş. 1984 yılında karısını kaybetmesi ile içine kapanmış ve 1987’de Dünya Bilim kurgu toplantısına katılamadan düşüp belini kırmış,bir süre sonra da ölmüş.

Yazdığı ilk öykü ile birincilik kazanmış. Superman, Batman gibi çizgi romanlara öyküler,radyo oyunlarına metinler yazmış, Ve 1950 yılında bilim kurgu romanları yazmaya başlamış. Kaplan Kaplan, Yıkıma Giden Adam ve Fare Yarısı bu dönemde yazdıklarından.
Yıkıma Giden Adam 1953 yılında yayımlanmış ve bilimkurgu edebiyatının en önemli ödüllerinden Hugo ödülünü almış. Taa o yıllarda chat jargonunu kısaltmaları kullanması ayrıca dikkat çekici.

Kurguda suç unsuru baştan belli. Ama nasıl kurtulacak. Kitap ismiyle müsemma zaten "Yıkıma Giden Adam". Sistemin onu yok etmek yerine bulduğu çözüm ise pragmatizmin zirvesi.Öte taraftan Esperlerin konuşma bulutlarını takip etmek bir çeşit zihin jimnastiği.

Ben bazı bölümleri Anarşist'den de -1971 basımı versiyonu- okudum. Eski kelimelerle fütüristik bir metni okumak da değişik oldu.

Yeri gelmişken cyberpunk dan da bahsedersek Bruce Bethke'in kısa öyküsüne editörler akılda kalacak şık bir başlık ararlarken bu kelimeyi uyduruyorlar. Yüksek teknolojiyle donatılmış aynı zamanda çökmekte olan bakımsız kent panaromaları, cyborglar,androidler,uyuşturucu,hackerlar kısaca tekno anarşizmi ifade ediyor.

Kelime sibernetik ile punk 'ın bileşiminden oluşuyor. Haberleşme, kontrol ve denge kurma bilimi olarak tanımlanan sibernetik -yunanca dümenci anlamına gelen kübernetis'ten geliyor-ortadan ikiye bölününce cyborg, cybernot gibi kelimeler doğuruyor. Bethke, elektronik beyinler bağlamında kullanılan sibernetike, günlük hayatta daha çok gelenekler normlar ve otoriteyle arası bozuk gençleri tarif eden punk kelimesini ekleyerek akılda kalıcı bir isim çıkarıyor. 
Cyberpunk’ın popüler kültürde yer etmesi ve gündelik hayata girmesi William Gibson’ın ilk romanı 1984de yayınlanan Neuromancer ile oluyor.

10 Ocak 2019 Perşembe

HÜZNÜN FİZİĞİ - GEORGI GOSPODINOV


Beden hatıralardan kaçamaz ve insan sonsuza dek çocukluğunda kalır mı gerçekten ?
Kalmaz mıyız çoğunlukla. Hele Hüznün Fiziği'ni okurken kendi anılarımdan çıkamadım. 

Komünist bir ülkede olmamamıza rağmen 70’lerin sonu 80’ler imkanlarında bir dünya betimlediğinde zaman kapsulünü okullarda çoğumuza yaptırmamışlar mıdır.Pazar günleri seyrettimiz Kızılderili filmleri,Britanica Ansiklopedileri,sonra annemin,ananemin bana elbise diktiği Singer dikiş makinesi,biz de VHS videolar kiralardık; konu komşu seyredilirdi.
Hiç Tamagotchim olmadı,bıraksalar gerçek bir köpeğim olurdu ama.
Zaman kapsulü şimdi Facebook derken ne isabet. 
Öyle şeylerden söz etmiş ki, Alain Delon deyince bi durdum.Babam çok severdi. Cyrano de Bergerac akil kafayla gittiğim ilk oyundu.
Gaustin’in zihni-çılgın projeleri çok sempatik değil miydi?Bilet parası olmayana film anlatmak, hele kondom defilesi (kimin aklına gelir ki)

Gospodinov anlatımını bölümlere ayırmış ama anlattıkları gene ortaya karışık.O hatıradan bu felsefeye atlarken ailesi,mitoloji bir yana kimler yok ki; Pessoa, Borges, Hemingway, Gaustin, Augustinus...


Direkt söz etmez ama Minator en çok Picaso’yla özdeşleşmiştir. Hıristiyanlık öncesi Mithra Kültü onun sürrealizmi ile Minotauromachy eserinin simgesi olur. Sadece boğa da değil, Mithra kültünün merdivenlerini kullanarak Çarmıha Geriliş'te iki dini bir görür.
Nasıl ki Minotauros Picasso'da vahşeti ve dönemin faşizmini ifade eder, kitapta anne baba çalışmak zorunda olduğu için Komünüzmin terk edilmiş hisseden çocuğu aynı zamanda sistemi sorgular.
Kurgu sistematiği olmadığından herkes için kolay bir okuma olmayabilir ancak ben çok beğendim.

"Kıyametten sonraki gün hiçbir gazete olmayacak. Ne kadar garip. Dünya tarihinin en mühim olayı basına yansımadan kalacak.''