25 Kasım 2018 Pazar

İKİZ BEDENLER - TESS GERRITSEN


Kendime Not (Spoiler İçerir)

İkiz Bedenler Rizoli&Isles serisinin dördüncü kitabı. Hikaye daha çok Maura’nın geçmişi üzerine kurulu. Jane sanırım arada okumadığım bir kitapta evlenmiş,burada hamile.

Maura Paris dönüşü evinin önüne geldiğinde kendisine birebir benzeyen bir kadının öldürüldüğünü görür. Cevapları bulmak için yaptığı araştırmalar onu geçmişine götürecek ve gerçek ailesinin aslında kim olduğunu öğrenecektir.

Finali çok başarılıydı,beklemediğim yerden geldi J

31 Ekim 2018 Çarşamba

ZAMANSIZ FIRTINA - LINDA HOWARD


Yanımda PDF’i olduğu için okuyuverdiğim Zamansız Fırtına muhtemelen ne yazar ne de hikaye hakkında pek iz bırakmadan unutulup gidecek bir metindi.

Kapak yazısındaki romantik-gerilim tanımını ben daha ziyade sulu romantik olarak değiştirirdim.Zira suç örgüsü beklediğim anlamda bir gerilim içermiyordu.
Öte taraftan yazarın doğa betimlemeleri konusunda hakkını vermem gerek.Hikaye Montana'da geçiyor.Pastoral yaşam,fırtına,hayvanlar çok gerçekçi ve ayrıntılı anlatılmış.Dağda onlarla gezmiş kadar oldum.

Bir Mystery Thriller değil. Pembe/Beyaz dizi kitapları seviyorsanız bakabilirsiniz.


30 Ekim 2018 Salı

DEDEKTİF AUGUSTE DUPİN ÖYKÜLERİ - EDGAR ALLAN POE



Polisiye Edebiyatın dönem okumalarında zaman zaman geri gittiğimiz oluyor. Daha sistematik bir okuma yapmak adına Altın Çağ alt gurubu oluşturup ,bu klasiklerin üzerinden geçmek, eksiklerimizi tamamlamak istedik. Bu işin başlangıç noktası Edgar Allan Poe ise bize de Dupin Hikayelerini okumak yorumlamak farz oldu.

Poe kısa hayatında polisiye, gotik, psikolojik gerilim ve bilimkurgu gibi değişik türlere öncülük ederek şimdi bile dünya yazarlarını etkilemeye devam ediyor.

Polisiye edebiyatın yaratıcısı kabul edilen Poe, aslında muhakeme hikayeleri (tales of ratiocination) olarak adlandırdığı sadece birkaç hikaye yazmış.Dedektif Dupin ‘i yarattığı Morgue Sokağı Cinayetleri” (1841), “Marie Rogêt’nin Sırrı” (1842-1843), “Çalınan Mektup”tan (1844) oluşan üçleme türün öncülleri olmuş.

Sherlock Holmes ve devamı niteliğindeki dedektif hikayelerine esin kaynağı olan Dupin son derece zeki,mukakeme ve analiz yeteneği olan bir dedektif. O ve onun beceriksiz yardımcısı karşılıklı konuşarak olayları çözümlemeye çalışırlar. Henüz dedektifler elinde bir silah kovalamanın içinde ,sokaklarda değildir.Bu akıma Hard-Boiled ile  1920’lere gelindiğinde başlanacaktır. Poe’nun kapalı oda cinayetleri denilen dönemi 19 yüzyıl başlarında Paris’te geçer. Her ne kadar bazı cinayetler sokakta da işlenmiş olsa bulmaca kapalı mekanlarda çözülür.Bunlar koltuk dedektifidir.

Dupin zengin bir aileden gelir. Mirastan men edilmiş,kitaplara tutkun bir Fransız. Morgue Sokağı Cinayeti’ nde anlatıcı ile kütüphanede karşılaşırlar. İkisi aynı kitabı ararken ev arkadaşı olurlar.Tüm gün evden çıkmayıp kitaplarla, sohbetle vakit geçirirler, sadece akşamları dışarı çıkıp biraz yürüyüş yaparlar. Bohemian Rhapsody...

Poe Dupin’i yaratırken modern şehir hayatı çelişkilerini çok güzel eleştirir Yabancılaşma,yalnızlık,kargaşa,duyarsızlık suçun şehirle ilişkisine bakışını da yansıtır.Sorgu sırasında insanların aslında etrafıyla “nasıl ilgili olmadığı” , yada suçu işleyebilecek olanların “öteki” olması gerektiği algısı Dupin’in gözünden kaçmaz.

29 Ekim 2018 Pazartesi

BAŞKA ŞANSIN YOK - HARLAN COBEN

Harlan Coben pek tercih ettiğim bir yazar olmadı şimdiye kadar.Hatta Myron Bolitar serisi bile ilgimi çekmemişti. Coben’in elbet seveni çok ve ülkemizde de çok okunuyor. Edgar,Shamus ve Anthony ödüllerinin üçünü birden kazanan ilk yazar olma ünvanına sahip.  

Başka Şansın Yok kulübün Ekim seçimiydi. Dupin Hikayelerinden sonra pek tabii fazla çıtır çerezdi, pıt diye okundu.

Konusu Unutamayan Adam’dan sonra benim için az biraz tekrar oldu. Gene evinde karısı öldüren bir adam -bu sefer çocuğunun öldürülüp öldürülmediğinden emin değil- olayları çözmeye çalışıyor.

Ana karakter Mark Seidman bir doktor.Hikayeyi onun ağzından dinliyoruz. Kurgunun gerilim dozu çok yüksek değil.Final kısmı ise benim için sürpriz olmadı,benzerlerini çok okudum. 


Ez cümle okunur mu ; okunur. Ancak beni bir başka Harlan Coben kitabı arayışına sürüklemedi.

30 Eylül 2018 Pazar

UNUTAMAYAN ADAM - DAVID BALDICCI



Unutamayan Adam,  Amos Decker serisinin ilk kitabı. Baldicci’nin pek çok kitabı ve Amos Decker dışında da serileri var. Kendisi ulusal ve uluslararası “çok satan“ yazarlardan biri.

Yazarın şimdiye kadar yayınlanan yetişkin kategorisinde 36 ; genç okuyucu kategorisinde de 6 romanı var.  İlk romanı filme de uyarlanan Clint Esastwood’ın hem yönettiği hem de oynadığı  Mutlak Güç ( Absolute Power) 1996’da yayınlanıyor.Kitapları 45 dile çevrilen yazarın tüm kitaplarının 130 milyonun üzerinde sattığı belirtiliyor. Baldicci’nin esas eğitimi ise Virginia Üniversitesi’nde hukuk üzerine.

Amos Decker’in muhteşem bir hafızası var. Aslında tıpta Hipertimezi denilen bir durumla yaşıyor. Ulusal Futbol Ligi’nde oynadığı ilk maçta aldığı şiddetli darbeyle ölümden dönen ve beyni değişime uğrayan Decker hiçbir şeyi unutamayan bir adam haline geliyor. Hikaye bu olaydan 20 yıl sonra Decker’ın bir gece ailesini evde ölü bulmasıyla başlıyor.

Unutamayan Adam ,temposu hiç düşmeyen ,keyifli bir ilk-seri kitabı.Hem dedektif Amos Decker’ın geçmişini ,hem de olayları çözüş şeklini öğreniyoruz. 

Serinin ikinci kitabı Last Mile ,Doğan Kitap’tan İnfaz olarak çevrilmiş. Onu da en kısa zamanda okuyacağım.Bu arada farklı yayınevlerinden gene farklı serilere ait tekleme kitaplar gördüm.Hangisi hangi sıraya ait,hangi isimle çevrilmiş üzerine çalışmak gerekecek. Bilenler  yorum kısmına yazarsa çok makbule geçer. :)


27 Eylül 2018 Perşembe

LEVIATHAN - PAUL AUSTER


Leviathan’ı Polisiye Kulübünde okuduysak da suç-gerilim-sonuca varmada alışık olduğumuz bir polisiye kurguya sahip olduğunu söylemem. Tavsiye edilen polisiye kitaplar kategorisinde değil de iyi bir Auster kitabı olarak görülmesi gerektiği kanısındayım.

Leviathan  çok tipik bir Auster metni.İzolasyon, bırakıp yeni baştan başlama arzusu, ilişkilerin karmaşıklığı, hayattaki ironik kesişme ve rastlantılar gibi benzer temaları hemen her kitabında görüyoruz.Özünde ise sivil itaatsizliği referans alan bir kitap. Ana karakter Sachs da kitapta bunu temsil ediyor.

Leviathan kutsal kitaplarda geçen bir kavram olmakla birlikte Thomas Hobbes’un Leviathan’ında  mutlak güç ve iktidarı temsil eden devlet anlamında kullanılır. Bu kitapta ise Auster’ın  özgürlük heykeli ile Hobbes’un devlet anlayışı örtüşüyor. Önce çıkınca başı döndüren yükseklik –kapitalizm metaforu- (çok Amerikancı durmakla birlikte) Heykele yüklenen anlam kitabın sonuna doğru Amerika’nın dikkatini çekmek üzere replikaları havaya uçurmaya bağlıyor. Bireysel bir anarşizm olgusu olarak.

Auster burada unabomber olarak tanınan hiçbir terör örgütüne bağlı olmayan John Kaczynski’den etkilenerek Sachs karakterini yaratıyor ve Phontom of Liberty takma adını kullandırıyor.
Dönüşümü Alexander Bergman’la oluyor. Amerikan tarihinde grevcilere destek veren, muhalif olan, radikal bir eylemci. Auster Sachs’a insanın özgürleşeceğini, sistemin çökeceğini, yeniden bir varoluşun yaşanacağını düşündürüyor.

Kitabın bence en ilginç diğer karakteri Maria'yı ise Sophie Calle ‘den ilham alarak yaratıyor. 70'li yillarda dunya turuna cikmis; “anne” ve “baba” yazan mezar taslarini konu ettigi fotograflariyla taninmış çok ilginç bir yazar-fotoğrafçı. Hatta Maria’yı okuduktan sonra ondan etkilenip onun gibi davranmaya baslamış,yemek konusunda olduğu gibi bazı maceraları kendine uyarlamış.

31 Ağustos 2018 Cuma

YOLCU 23 - SEBASTİAN FITZEK


İskandinavların karanlık polisiyelerinin yanında bu Almanların da ayrı bir yeri var. Genellikle pek hayal kırıklığı yaşamadığım için yazarın önceki kitaplarını okumadan Yolcu 23' ü denemek istedim.

Sebastian Fitzek hem ülkesinde hem de çevrildiği ülkelerde çok seviliyor.1971 Berlin doğumlu yazar ilk kitabı Terapi ile 2006’da Almanya’da Da Vinci’nin şifresini ilk sıradan indiriyor.Yalnız Almanya’da 5 milyon civarında kitap satan Fitzek ‘in dünya çapında 12 milyondan fazla sattığı söyleniyor.

Yolcu 23  adı istatistiki bir önermeden geliyor.İddiaya göre her yıl ortalama 23 kişi deniz yolculuğu sırasında ortadan kayboluyor. Kurgu da bu önermenin üzerine kurulu aslında.

Berlin Polis Departmanından psikolog- polis Martin Schwartz beş yıl önce karısını ve oğlunu bir gemi yolculuğunda kaybetmiştir.Acısını unutmak için kendini en tehlikeli görevlere atarken bir gün yaşlı bir kadın yazardan telefon alır.Kadın ona Sultan of the Seas gemisine mutlaka binmesini ve ailesinin başına gelenleri bulacak ipuçları olduğunu söyler.
   
Benim için son derece sürükleyici ve merak uyandırıcı bir hikayeydi. Sonuna kadar tatmin etti ,asla suçlunun kim olduğu konusunda emin olamadım.

Yazarın daha önceki kitapları çıtayı çok yükseğe koyduğu için Fitzek hayranlarının beklentisini çok karşılamamış . Demek ben henüz daha iyilerini okumadığım için şanslıyım. Sizler de bana öneride bulunursanız çok sevinirim.

30 Ağustos 2018 Perşembe

GECE AVI - ROBERT BRYNDZA


Robert Bryndza 'nın okuduğum ikinci kitabı. Her ne kadar kendini rahat okutup merak uyandırsa da Buzdaki Kız'da olduğu gibi hikaye yazarın yarattığı karaktere hafif kalıyor. Bana göre Erika Foster' a şöyle ciddi bir kurgu yakışır çünkü bir Smoky Barrett kadar fan yaratacak potansiyele sahip.

Hala kocasının yasını tutan Erika Foster bu kitapta biraz daha toparlanmış ve işine odaklanmış durumda.

Türün özelliği bir seri katil cinayetini çözmeye çalışan Foster ve ekibi katili bulmak için uğraşıyor elbet. Yol,yöntem vs çok da alışık olduklarımızdan farklı öyle vay be nasıl buldu dedirtecek türden değil. Üstelik katilin finalden çok önce ortaya çıkması ,sadece cinayet nedenlerine odaklaması her okuyucunun hoşlanacağı bir durum da değil.

29 Ağustos 2018 Çarşamba

LAGOM - LINNEA DUNE


Ne fazla ne eksik ,tam kararında. Yani tam da doğada olması gerektiği gibi.

İsveç’in Lagom felsefesi özetle sadelik üzerine kurulu. Evde,iş yerinde,sosyal hayatlarında aşırılıklardan kaçınarak yaşamlarını sürdürüyorlar. Kişisel ilişkilere ve hobilerine çok önem veriyorlar,Doğada fazlasıyla vakit geçiriyorlar.

Hygge ‘yi okurken düşündüklerim bu kitapta da geçerli elbet. Sosyal haklar ve yaşam standardı açısından fersah fersah uzaktayız. Bu dengeli yaşama sanatının %40'ı bize bağlıysa geri kalanı yaşadığımız sisteme bağlı maalesef.
Çalışma hayatının dengede olabilmesi için önce sistemin sonra iş verenlerin bunu sağlaması gerek. Aileye vakit ayırma,çocuklarla ilgilenmenin ebeveyn izinleriyle ayarlanması gibi bize ancak gelecekten gelen uygulamalarla bizim Lagom yaşamamız ütopik.

Kırsala kaçma hayali kurmadan, şehir yaşamını çevreye zarar vermeden idame ettiren ve sistemin onlar için her şey olduğu ülkeler doğal olarak mutluluk yöntemleri üzerine felsefe yapıp pazarlayabiliyorlar.

Büyük büyük ebeveynlerimizin yaşam tarzlarını küçümseyip kendi özümüzden koptuğumuzdan beri “mutluluğa nasıl ulaşılır” konusu bugünün bir tüketim aracı haline geldi .

Zaten kendi tarımını yapan birkaç kuşak öncesini bir tarafa bırakırsak , biz apartman çocuklarına ekin dikin kendinizi daha mutlu hissedeceksiniz önerileriyle gelen İskandinav kültürü ormanda mantar toplayıp,göllerde yüzerek bu felsefeyi  dünyaya ihraç ediyor. 

Bizim ise kendimize dönüp kızmamamız imkansız. Evet Lagom, bu şehirde bir önceki kuşağın işten çıkınca yüzdüğü içi balık dolu bir deniz vardı,senin evde yap dediğin herşey zaten evde yapılırdı.Sosyalleş dediğin komşuluk her akşam içilen çay ;evde eksilince istenen tuzdu. Arkadaşlık sokakta seksek oynamaktı. Şimdi mi ? işten çıkıp 1 saat trafikte en nezaketsiz karşılaşmaları savuşturup eve denge içinde ulaşıyorum;hatta ne sosyal ne ekonomik gidişata takılmıyorum!

25 Temmuz 2018 Çarşamba

AGATHA CHRISTIE KİTAPLARI


Bu kadar polisiye okuyup burada Agatha Christie’den hiç bahsedemememin en büyük sebebi karmakarışık olan okuma listem.Büyük bir kısmını yıllar içinde okumuş olmama rağmen yeniden basılanlar,farklı yayınevlerinin aynı kitabı farklı isimlerle basması hatta ona ait olmayanların onun adıyla yayınlaması, romanları, okuduğum hikayelerinin başka başka kitaplarda yeniden derlenmesi,oyunları derken arap saçına dönen bir Agatha sorunum var benim. Birkaç yıl önce Kitap Ağacı altında kulupler oluşturulurken bir Agatha Kulubümüz olmuş en baştan okumaya başlamıştık. Sonra çeşitli sebeplerle devam edemedik. 
Bu okuma listesi burada dursun,okudukça link verip kendime hatırlatma yaparım.İsteyene de bir faydası olsun.

Ölüm Sessiz Geldi – The Mysterious Affair at Styles – 1920
Gizli Düşman – The Secret Adversary – 1922
Dersimiz Cinayet – Murder on the Links – 1923
Kahverengi Elbiseli Adam – The Man in the Brown Suit – 1924
Poirot Araşırıyor – Poirot Investigates – Polisiye Hikaye – 1924
Chimneys Şatosunun Esrarı – The Secret of Chimneys 1925

Büyük Dörtler – The Big Four 1927
Mavi Trenin Esrarı – The Mystery of the Blue Train 1928
Dört Neşeli Arkadaş – The Seven Dials Mystery – 1929
Cinayet Ortakları – Partners in Crime – Polisiye Hikaye – 1929
Ruhların Cinayeti – The Sittaford Mystery – 1931
Cinayetler Klübü – The Thirteen Problems – Polisiye Hikaye -1932
Birisi Ölecek – Lord Edgware Dies – 1933
Kırmızı İşaret – The Hound of Death – Polisiye Hikaye – 1933
Şark Ekspresinde Cinayet – Murder on the Orient Express – 1934
The Listerdale Mystery – Polisiye Hikaye – 1934:
Ceset Dedi ki – Why Didn’t They Ask Evans? – 1934
Parker Pyne Investigates – Polisiye Hikaye – 1934
Üç Perdelik Cinayet – Three-Act Tragedy- 1934
Ölüm Diken Üstünde – Death in the Clouds – 1935
Cinayet Alfabesi – The ABC Murders – 1936
Gece Gelen Ölüm – Murder in Mesopotamia – 1936
Briç Masasında Cinayet – Cards on the Table – 1936

Ölüden Gelen Mektup – Dumb Witness – 1937
Nil’de Ölüm – Death on the Nile – 1937

Arka Sokaktaki Cinayet – Murder in the Mews – Polisiye Hikaye – 1937
Ölümle Randevu – Appointment with Death – 1938
Noelde Cinayet – Hercule Poirot’s Christmas – 1938
Yedi Sigara – Easy to Kill – 1939
On Küçük Zenci – And Then There Were None – 1939

Koltuktaki Ölü – Sad Cypress – 1940
İskemlede Beş Ceset – One, Two, Buckle My Shoe – 1940
Ölüm Oyunu – Evil Under the Sun – 1941
Ölüm Pusudaydı – N or M? – 1941
Cesetler Merdiveni – The Body in the Library – 1942
Beş Küçük Domuz – Five Little Pigs – 1942
Cinayet Reçetesi – The Moving Finger – 1942
Sıfıra Doğru – Towards Zero – 1944
Yılan İçini Döktü – Death Comes as the End – 1944
Şampanyadaki Zehir – Sparking Cyanide – 1945
Uğursuz Malikane – The Hollow – 1946
Hercule’ün 12 Görevi – The Labours of Hercules Polisiye Hikaye – 1947
Şeytan Dönemeci – Taken at the Flood – 1948
Beklenmeyen Şahit – Witness for the Prosecution – Polisiye Hikaye – 1948
Çarpık Evdeki Cesetler – Crooked House – 1949
Cinayet İlanı – A Murder is Announced – 1950
Fare Kapanı – Three Blind Mice – Polisiye Hikaye – 1950
Bağdat’ta Buluşalım – They Came to Baghdad – 1951
The Under Dog – Polisiye Hikaye – 1951
Fotoğraftaki Lekeler – Mrs McGinty’s Dead – 1952
Zarif Bir Cinayet Gecesi – They Do It with Mirrors – 1952
Ecelin Çağrısı – After the Funeral – 1953

Porsuk Ağacı Cinayeti – A Pocket Full of Rye – 1953
Nereye? – Destination Unknown- 1954
Üç Yanlış Üç Ceset – Hickory Dickory Dock – 1955
Sonuncu Kurban – Dead Man’s Folly – 1956
Trende Cinayet – 4.50 from Paddington – 1957
Şahidin Gözleri – Ordeal by Innocence – 1958
Kapı Tekrar Vuruldu – Cat Among the Pigeons – 1959
Noel Kekinin Gizemi – The Adventure of the Christmas Pudding – Polisiye Hikaye – 1960
Ölüm Büyüsü – The Pale Horse – 1961
Double Sin – Polisiye Hikaye – 1961
Ve Ayna Kırıldı – The Mirror Crack’d from Side to Side – 1962
Ölüm Saatleri – The Clocks – 1963
Ölüm Adası – A Caribbean Mystery – 1964
Cinayetler Oteli – At Bertram’s Hotel – 1965
Tavus Kuşu Cinayeti – Third Girl – 1966
Gece Yarısı Cinayeti – Endless Night – 1967
Pembe Evdeki Ölü – By the Pricking of My Thumbs – 1968
Elmayı Yılan Isırdı- Hallowe’en Party – 1969
Benim Adım Ölüm – Passenger to Frankfurt – 1970
Ölüm Meleği – Nemesis – 1971
The Golden Ball – Polisiye Hikaye – 1971
Filler de Hatırlar – Elephants Can Remember – 1972
Cinayetler Kapısı – Postern of Fate- 1973
Hercule Poirot İz Üzerinde – Poirot’s Early Cases – Polisiye Hikaye – 1974
Ve Perde İndi – Curtain – 1975
Uyuyan Ölüm – Sleeping Murder – 1976
Miss Marple’ın Son Maceraları – Miss Marple’s Final Cases – Polisiye Hikaye – 1979
Problem at Pollensa Bay-öykü – 1991
The Harlequin Tea Set-öykü – 1997
Işıklar Sönünce – While the Light Lasts-öykü – 1997
The Regatta Mystery – Polisiye Hikaye – 1939


24 Temmuz 2018 Salı

SÜRÜ - FRANK SCHATZING


Frank Schatzing’in bu tuğla kitabının kapağına TheTimes’dan “dev bütçeli bir film gibi" yorumu boşuna gelmemiş. Sayfa sayısı çok, puntoları küçük bu kitabı taşıyıp,okumak ne kadar meşakkatli olsa da bırakılmayacak bir hızda okunuyor.

1957 doğumlu Alman yazar Köln’de doğmuş.Üniversitede İletişim Bilimleri okumuş. Sonrasında reklam ajansı kurmuş. 90’lı yıllarda  romanlarını yazmaya başlamış. Onu asıl tanıtan Sürü yani The Swarm 2004’de yayınlanmış. Pek çok ödüle de layık bulunan Sürü 27 dile çevrilmiş.

Sürü temel  anlamda insanın kendini her türlü canlıdan üstün gören kibrine bir eleştiri.  Bilmediğimiz okyanus dünyasının  gezegendeki en zeki  canlı olduğu yanılgısındaki insanoğlunu dize getirme kurgusu üzerine sadece bir roman değil enfes bir araştırma. 
Denizlerin kirlenmesinin,ısınmasının nelere mal olabileceğini kafamıza vuruyor. Öyle bilim kurgu gibi değil  her yaşam kaynağına saygı duymamızı öğütlüyor özetle.  Deniz tabanındaki bakterilere, dip solucanlarına ,omurgasızlara..
Hepsinin bir varlık sebebi var kendi üst yaşam zincirini etkileyen özellikler barındırıyorlar.Zihinsel yetenekleri bizim için hala bir muamma. Frank Schatzing bu bilinmezi çok güzel kullanmış ve çok okunası bir roman yazmış.