27 Eylül 2018 Perşembe

LEVIATHAN - PAUL AUSTER


Leviathan’ı Polisiye Kulübünde okuduysak da suç-gerilim-sonuca varmada alışık olduğumuz bir polisiye kurguya sahip olduğunu söylemem. Tavsiye edilen polisiye kitaplar kategorisinde değil de iyi bir Auster kitabı olarak görülmesi gerektiği kanısındayım.

Leviathan  çok tipik bir Auster metni.İzolasyon, bırakıp yeni baştan başlama arzusu, ilişkilerin karmaşıklığı, hayattaki ironik kesişme ve rastlantılar gibi benzer temaları hemen her kitabında görüyoruz.Özünde ise sivil itaatsizliği referans alan bir kitap. Ana karakter Sachs da kitapta bunu temsil ediyor.

Leviathan kutsal kitaplarda geçen bir kavram olmakla birlikte Thomas Hobbes’un Leviathan’ında  mutlak güç ve iktidarı temsil eden devlet anlamında kullanılır. Bu kitapta ise Auster’ın  özgürlük heykeli ile Hobbes’un devlet anlayışı örtüşüyor. Önce çıkınca başı döndüren yükseklik –kapitalizm metaforu- (çok Amerikancı durmakla birlikte) Heykele yüklenen anlam kitabın sonuna doğru Amerika’nın dikkatini çekmek üzere replikaları havaya uçurmaya bağlıyor. Bireysel bir anarşizm olgusu olarak.

Auster burada unabomber olarak tanınan hiçbir terör örgütüne bağlı olmayan John Kaczynski’den etkilenerek Sachs karakterini yaratıyor ve Phontom of Liberty takma adını kullandırıyor.
Dönüşümü Alexander Bergman’la oluyor. Amerikan tarihinde grevcilere destek veren, muhalif olan, radikal bir eylemci. Auster Sachs’a insanın özgürleşeceğini, sistemin çökeceğini, yeniden bir varoluşun yaşanacağını düşündürüyor.

Kitabın bence en ilginç diğer karakteri Maria'yı ise Sophie Calle ‘den ilham alarak yaratıyor. 70'li yillarda dunya turuna cikmis; “anne” ve “baba” yazan mezar taslarini konu ettigi fotograflariyla taninmış çok ilginç bir yazar-fotoğrafçı. Hatta Maria’yı okuduktan sonra ondan etkilenip onun gibi davranmaya baslamış,yemek konusunda olduğu gibi bazı maceraları kendine uyarlamış.

31 Ağustos 2018 Cuma

YOLCU 23 - SEBASTİAN FITZEK


İskandinavların karanlık polisiyelerinin yanında bu Almanların da ayrı bir yeri var. Genellikle pek hayal kırıklığı yaşamadığım için yazarın önceki kitaplarını okumadan Yolcu 23' ü denemek istedim.

Sebastian Fitzek hem ülkesinde hem de çevrildiği ülkelerde çok seviliyor.1971 Berlin doğumlu yazar ilk kitabı Terapi ile 2006’da Almanya’da Da Vinci’nin şifresini ilk sıradan indiriyor.Yalnız Almanya’da 5 milyon civarında kitap satan Fitzek ‘in dünya çapında 12 milyondan fazla sattığı söyleniyor.

Yolcu 23  adı istatistiki bir önermeden geliyor.İddiaya göre her yıl ortalama 23 kişi deniz yolculuğu sırasında ortadan kayboluyor. Kurgu da bu önermenin üzerine kurulu aslında.

Berlin Polis Departmanından psikolog- polis Martin Schwartz beş yıl önce karısını ve oğlunu bir gemi yolculuğunda kaybetmiştir.Acısını unutmak için kendini en tehlikeli görevlere atarken bir gün yaşlı bir kadın yazardan telefon alır.Kadın ona Sultan of the Seas gemisine mutlaka binmesini ve ailesinin başına gelenleri bulacak ipuçları olduğunu söyler.
   
Benim için son derece sürükleyici ve merak uyandırıcı bir hikayeydi. Sonuna kadar tatmin etti ,asla suçlunun kim olduğu konusunda emin olamadım.

Yazarın daha önceki kitapları çıtayı çok yükseğe koyduğu için Fitzek hayranlarının beklentisini çok karşılamamış . Demek ben henüz daha iyilerini okumadığım için şanslıyım. Sizler de bana öneride bulunursanız çok sevinirim.

30 Ağustos 2018 Perşembe

GECE AVI - ROBERT BRYNDZA


Robert Bryndza 'nın okuduğum ikinci kitabı. Her ne kadar kendini rahat okutup merak uyandırsa da Buzdaki Kız'da olduğu gibi hikaye yazarın yarattığı karaktere hafif kalıyor. Bana göre Erika Foster' a şöyle ciddi bir kurgu yakışır çünkü bir Smoky Barrett kadar fan yaratacak potansiyele sahip.

Hala kocasının yasını tutan Erika Foster bu kitapta biraz daha toparlanmış ve işine odaklanmış durumda.

Türün özelliği bir seri katil cinayetini çözmeye çalışan Foster ve ekibi katili bulmak için uğraşıyor elbet. Yol,yöntem vs çok da alışık olduklarımızdan farklı öyle vay be nasıl buldu dedirtecek türden değil. Üstelik katilin finalden çok önce ortaya çıkması ,sadece cinayet nedenlerine odaklaması her okuyucunun hoşlanacağı bir durum da değil.

29 Ağustos 2018 Çarşamba

LAGOM - LINNEA DUNE


Ne fazla ne eksik ,tam kararında. Yani tam da doğada olması gerektiği gibi.

İsveç’in Lagom felsefesi özetle sadelik üzerine kurulu. Evde,iş yerinde,sosyal hayatlarında aşırılıklardan kaçınarak yaşamlarını sürdürüyorlar. Kişisel ilişkilere ve hobilerine çok önem veriyorlar,Doğada fazlasıyla vakit geçiriyorlar.

Hygge ‘yi okurken düşündüklerim bu kitapta da geçerli elbet. Sosyal haklar ve yaşam standardı açısından fersah fersah uzaktayız. Bu dengeli yaşama sanatının %40'ı bize bağlıysa geri kalanı yaşadığımız sisteme bağlı maalesef.
Çalışma hayatının dengede olabilmesi için önce sistemin sonra iş verenlerin bunu sağlaması gerek. Aileye vakit ayırma,çocuklarla ilgilenmenin ebeveyn izinleriyle ayarlanması gibi bize ancak gelecekten gelen uygulamalarla bizim Lagom yaşamamız ütopik.

Kırsala kaçma hayali kurmadan, şehir yaşamını çevreye zarar vermeden idame ettiren ve sistemin onlar için her şey olduğu ülkeler doğal olarak mutluluk yöntemleri üzerine felsefe yapıp pazarlayabiliyorlar.

Büyük büyük ebeveynlerimizin yaşam tarzlarını küçümseyip kendi özümüzden koptuğumuzdan beri “mutluluğa nasıl ulaşılır” konusu bugünün bir tüketim aracı haline geldi .

Zaten kendi tarımını yapan birkaç kuşak öncesini bir tarafa bırakırsak , biz apartman çocuklarına ekin dikin kendinizi daha mutlu hissedeceksiniz önerileriyle gelen İskandinav kültürü ormanda mantar toplayıp,göllerde yüzerek bu felsefeyi  dünyaya ihraç ediyor. 

Bizim ise kendimize dönüp kızmamamız imkansız. Evet Lagom, bu şehirde bir önceki kuşağın işten çıkınca yüzdüğü içi balık dolu bir deniz vardı,senin evde yap dediğin herşey zaten evde yapılırdı.Sosyalleş dediğin komşuluk her akşam içilen çay ;evde eksilince istenen tuzdu. Arkadaşlık sokakta seksek oynamaktı. Şimdi mi ? işten çıkıp 1 saat trafikte en nezaketsiz karşılaşmaları savuşturup eve denge içinde ulaşıyorum;hatta ne sosyal ne ekonomik gidişata takılmıyorum!

25 Temmuz 2018 Çarşamba

AGATHA CHRISTIE KİTAPLARI


Bu kadar polisiye okuyup burada Agatha Christie’den hiç bahsedemememin en büyük sebebi karmakarışık olan okuma listem.Büyük bir kısmını yıllar içinde okumuş olmama rağmen yeniden basılanlar,farklı yayınevlerinin aynı kitabı farklı isimlerle basması hatta ona ait olmayanların onun adıyla yayınlaması, romanları, okuduğum hikayelerinin başka başka kitaplarda yeniden derlenmesi,oyunları derken arap saçına dönen bir Agatha sorunum var benim. Birkaç yıl önce Kitap Ağacı altında kulupler oluşturulurken bir Agatha Kulubümüz olmuş en baştan okumaya başlamıştık. Sonra çeşitli sebeplerle devam edemedik. 
Bu okuma listesi burada dursun,okudukça link verip kendime hatırlatma yaparım.İsteyene de bir faydası olsun.

Ölüm Sessiz Geldi – The Mysterious Affair at Styles – 1920
Gizli Düşman – The Secret Adversary – 1922
Dersimiz Cinayet – Murder on the Links – 1923
Kahverengi Elbiseli Adam – The Man in the Brown Suit – 1924
Poirot Araşırıyor – Poirot Investigates – Polisiye Hikaye – 1924
Chimneys Şatosunun Esrarı – The Secret of Chimneys 1925

Büyük Dörtler – The Big Four 1927
Mavi Trenin Esrarı – The Mystery of the Blue Train 1928
Dört Neşeli Arkadaş – The Seven Dials Mystery – 1929
Cinayet Ortakları – Partners in Crime – Polisiye Hikaye – 1929
Ruhların Cinayeti – The Sittaford Mystery – 1931
Cinayetler Klübü – The Thirteen Problems – Polisiye Hikaye -1932
Birisi Ölecek – Lord Edgware Dies – 1933
Kırmızı İşaret – The Hound of Death – Polisiye Hikaye – 1933
Şark Ekspresinde Cinayet – Murder on the Orient Express – 1934
The Listerdale Mystery – Polisiye Hikaye – 1934:
Ceset Dedi ki – Why Didn’t They Ask Evans? – 1934
Parker Pyne Investigates – Polisiye Hikaye – 1934
Üç Perdelik Cinayet – Three-Act Tragedy- 1934
Ölüm Diken Üstünde – Death in the Clouds – 1935
Cinayet Alfabesi – The ABC Murders – 1936
Gece Gelen Ölüm – Murder in Mesopotamia – 1936
Briç Masasında Cinayet – Cards on the Table – 1936

Ölüden Gelen Mektup – Dumb Witness – 1937
Nil’de Ölüm – Death on the Nile – 1937

Arka Sokaktaki Cinayet – Murder in the Mews – Polisiye Hikaye – 1937
Ölümle Randevu – Appointment with Death – 1938
Noelde Cinayet – Hercule Poirot’s Christmas – 1938
Yedi Sigara – Easy to Kill – 1939
On Küçük Zenci – And Then There Were None – 1939

Koltuktaki Ölü – Sad Cypress – 1940
İskemlede Beş Ceset – One, Two, Buckle My Shoe – 1940
Ölüm Oyunu – Evil Under the Sun – 1941
Ölüm Pusudaydı – N or M? – 1941
Cesetler Merdiveni – The Body in the Library – 1942
Beş Küçük Domuz – Five Little Pigs – 1942
Cinayet Reçetesi – The Moving Finger – 1942
Sıfıra Doğru – Towards Zero – 1944
Yılan İçini Döktü – Death Comes as the End – 1944
Şampanyadaki Zehir – Sparking Cyanide – 1945
Uğursuz Malikane – The Hollow – 1946
Hercule’ün 12 Görevi – The Labours of Hercules Polisiye Hikaye – 1947
Şeytan Dönemeci – Taken at the Flood – 1948
Beklenmeyen Şahit – Witness for the Prosecution – Polisiye Hikaye – 1948
Çarpık Evdeki Cesetler – Crooked House – 1949
Cinayet İlanı – A Murder is Announced – 1950
Fare Kapanı – Three Blind Mice – Polisiye Hikaye – 1950
Bağdat’ta Buluşalım – They Came to Baghdad – 1951
The Under Dog – Polisiye Hikaye – 1951
Fotoğraftaki Lekeler – Mrs McGinty’s Dead – 1952
Zarif Bir Cinayet Gecesi – They Do It with Mirrors – 1952
Ecelin Çağrısı – After the Funeral – 1953

Porsuk Ağacı Cinayeti – A Pocket Full of Rye – 1953
Nereye? – Destination Unknown- 1954
Üç Yanlış Üç Ceset – Hickory Dickory Dock – 1955
Sonuncu Kurban – Dead Man’s Folly – 1956
Trende Cinayet – 4.50 from Paddington – 1957
Şahidin Gözleri – Ordeal by Innocence – 1958
Kapı Tekrar Vuruldu – Cat Among the Pigeons – 1959
Noel Kekinin Gizemi – The Adventure of the Christmas Pudding – Polisiye Hikaye – 1960
Ölüm Büyüsü – The Pale Horse – 1961
Double Sin – Polisiye Hikaye – 1961
Ve Ayna Kırıldı – The Mirror Crack’d from Side to Side – 1962
Ölüm Saatleri – The Clocks – 1963
Ölüm Adası – A Caribbean Mystery – 1964
Cinayetler Oteli – At Bertram’s Hotel – 1965
Tavus Kuşu Cinayeti – Third Girl – 1966
Gece Yarısı Cinayeti – Endless Night – 1967
Pembe Evdeki Ölü – By the Pricking of My Thumbs – 1968
Elmayı Yılan Isırdı- Hallowe’en Party – 1969
Benim Adım Ölüm – Passenger to Frankfurt – 1970
Ölüm Meleği – Nemesis – 1971
The Golden Ball – Polisiye Hikaye – 1971
Filler de Hatırlar – Elephants Can Remember – 1972
Cinayetler Kapısı – Postern of Fate- 1973
Hercule Poirot İz Üzerinde – Poirot’s Early Cases – Polisiye Hikaye – 1974
Ve Perde İndi – Curtain – 1975
Uyuyan Ölüm – Sleeping Murder – 1976
Miss Marple’ın Son Maceraları – Miss Marple’s Final Cases – Polisiye Hikaye – 1979
Problem at Pollensa Bay-öykü – 1991
The Harlequin Tea Set-öykü – 1997
Işıklar Sönünce – While the Light Lasts-öykü – 1997
The Regatta Mystery – Polisiye Hikaye – 1939


24 Temmuz 2018 Salı

SÜRÜ - FRANK SCHATZING


Frank Schatzing’in bu tuğla kitabının kapağına TheTimes’dan “dev bütçeli bir film gibi" yorumu boşuna gelmemiş. Sayfa sayısı çok, puntoları küçük bu kitabı taşıyıp,okumak ne kadar meşakkatli olsa da bırakılmayacak bir hızda okunuyor.

1957 doğumlu Alman yazar Köln’de doğmuş.Üniversitede İletişim Bilimleri okumuş. Sonrasında reklam ajansı kurmuş. 90’lı yıllarda  romanlarını yazmaya başlamış. Onu asıl tanıtan Sürü yani The Swarm 2004’de yayınlanmış. Pek çok ödüle de layık bulunan Sürü 27 dile çevrilmiş.

Sürü temel  anlamda insanın kendini her türlü canlıdan üstün gören kibrine bir eleştiri.  Bilmediğimiz okyanus dünyasının  gezegendeki en zeki  canlı olduğu yanılgısındaki insanoğlunu dize getirme kurgusu üzerine sadece bir roman değil enfes bir araştırma. 
Denizlerin kirlenmesinin,ısınmasının nelere mal olabileceğini kafamıza vuruyor. Öyle bilim kurgu gibi değil  her yaşam kaynağına saygı duymamızı öğütlüyor özetle.  Deniz tabanındaki bakterilere, dip solucanlarına ,omurgasızlara..
Hepsinin bir varlık sebebi var kendi üst yaşam zincirini etkileyen özellikler barındırıyorlar.Zihinsel yetenekleri bizim için hala bir muamma. Frank Schatzing bu bilinmezi çok güzel kullanmış ve çok okunası bir roman yazmış.

20 Temmuz 2018 Cuma

NİYET DEFTERİ - MELTEM GÜNER




Meltem Hanım’ın kitaplarına İçsel Gelişim Kulübü sayesinde vakıf oldum.Kendisini konuk edip kitaplarını çok övmüşlerdi.

Niyet Defteri  ilginç bir motivasyon kaynağı oldu. Öyle okudum bitti denecek bir kitap değil. İlginiz varsa başucunuza koyar yıllarca açıp açıp bakarsınız.

Bu tarz okumaları ciddiye alanlar için altı çizilecek, ders alıp üzerinde düşünecek çok nokta var.
Ağzımızdan çıkan cümleler, etrafımıza verdiğimiz mesajlar ,dile getirdiğimiz istekler  birer niyet aslında.Gerçekleşip gerçekleşmeyeceği yada nasıl gerçekleşeceği ise bu mesajları nasıl ilettiğimizle alakalı.

Bir çeşit Secret /evrene mesaj yollama /Allah’a yalvarma gibi nasıl tanımlarsak tanımlayalım bu istek gerçekleştirmelerin ötesinde; Niyet Defteri daha çok psikolojik temizlenmeyi merkeze alıyor. 
Geçmişle barışma,affetme,kabullenme gibi temizliklerden sonra insan ancak bilinçaltını temizleyip geleceğe yön verebiliyor yada aynı hataları yapmıyor/benzer yaşamları yaşamıyor.

“Geçmişin beni kısıtlayan hallerinden
Bırakamadıklarımdan,affedemediklerimden
Helalleşemediklermden özgürleşiyorum
Hayatın,bedenimin iç sesimin ,benden yansıyanların yada herhangi bir yerde bilemediğim,tıkanmış,beni benden alan Özümden uzaklaştıran tüm tıkanıklarımı açıyorum.
Sevgi enerjisini buraya gönderiyor,sevgiyle şifalanıyorum.”

gibi.

19 Temmuz 2018 Perşembe

UMUT MEVSİMİ - DARIAN GEE


Birkaç senedir okunmayı bekleyen tatlı bir yaz kitabıydı. Daha önce Darian Gee'nin Dostluk Ekmeği'ni okumuştum.
Bunun da onun gibi okuyucuya pozitif duygular veren  bir konusu var. Hikaye gene Avalon'da geçiyor. Arkadaşlık,dayanışma,iyi niyet gibi sık sık hatırlamaya ihtiyacımız olan etik değerlere vurgu yapıyor.
Üzmeyecek,sıkmayacak tatil kitabı arayanlar bakabilir.

Bu arada Darien Gee'nin ekmek tariflerini paylaştığı bir internet sitesi de var.
https://www.friendshipbreadkitchen.com/


29 Haziran 2018 Cuma

IKIGAI - Hector Garcia & Francesc Miralles



Mutluluk sırlarına Japonlar’la devam ediyorum :)  Onların yaşam felsefeleri de İkigai.
Özetle ölmek istiyorsan emekli ol diyor Japonlar. 

Ikigai hayatımıza anlam, amaç, mutluluk katan şey.Sabahları uyandığımızda bize yaşama sebebi verecek ne varsa uzun yaşamın da sırrı. Özellikle Okinawa bölgesinde yaşayan insanların yaş ömürleri 100’ün üzerinde. Dünyada mavi kuşak olarak adlandırılan beş bölgeden biri de burası. Diğer bölgelerle çok benzerlikleri var. Hayatın yavaş aktığı, insanların bedensel olarak çalıştıkları toprakla ilgilendikleri, arkadaşlarıyla vakit geçirip sosyalleştikleri, dua etmeyi ihmal etmeyen, doğru beslenen bu mavi kuşak gurubunun uzun bir yaşam ortalaması var.
Bir İkigaimiz varsa depresyondan kaygıdan uzak kalıyoruz.Hayata yüklediğimiz anlam asıl işimiz haline geliyor.Bu sadece bir para kazanma yöntemi değil kendimize misyon yüklediğimiz çevremize faydalı olduğumuzu hissettiğimiz tatmin duygusu.

Japonlara göre herkesin bir İkigai’si var bunu bulmak,anlamak uzun bir süreç. Yaşam amacını bulabilmek için 4 sorudan yola çıkmayı öneriyorlar.

Neyi seviyorum? (Tutkunuz)
Hangi konuda iyiyim? (Yeteneğiniz)
Ne yaparak para kazanabilirim? (Mesleğiniz)
Dünyanın neye ihtiyacı var? (Misyonunuz)


Bu dördünün kesiştiği nokta ise İkigai’mizi, yani hayattaki varoluşumuzun anlamını ortaya çıkarıyor.

22 Haziran 2018 Cuma

HYGGE - MEIK WIKING


Biz memleket problemleriyle hemhal olmuşken yaşadığımız her sosyo-ekonomik, politik sıkıntı psikolojilerimizde misliyle karşılığını bulmuşken, şu aralar  "bak dünyada mutlu insanlar da varmış" diye karşımıza kitaplar yeni yaşam felsefeleri çıkıyor. Dünyanın en mutlu insanların yaşadığı iddia edilen Danimarka’da  buna da Hygge diyorlarmış. Tam çevrilemeyen ancak hissedilen bu Hyggelig yaşam şekli uzun ve karanlık kış günlerini daha az depresif geçirmek isteyen ,kendine keyifler arayan bölge insanı tarafından çok önemseniyor.

Artan sosyal medya kullanımı ile çığ gibi büyüyen tüketim alışkanlıkları ve kapitalizmin pompaladığı yaşam tarzı eskisi kadar haz vermemeye başladığından sadeleşme, Uzakdoğu felsefeleri bize de uğramaya başladı. Eski mütevazi yaşamlarımızı yeniden keşfeder olduk.Evimizi Marie Kodo ile düzenleyip, kahvemizi kendimiz yapıyor ve çok cool oluyoruz. Bunlara ek olarak benim özellikle çok öykündüğüm İskandinav yaşam tarzı da dünyada merak edilenlerden.  Hygge daha çok bir yaşam tarzı ve bunu her alana yansıtan bir felsefe.Aydınlatmalardan gidilecek restauranta kadar seçimleri etkiliyor.

Öte taraftan fark ediyorum ki biz Alman ekole sahip bir anneden geldiğimizden yıllarca bunu bilmeden uygulamışız zaten.Çocukken sırt çantasına sandviçler ve termos kahve hazırlayıp bizi müze müze gezdirip sonra parklarda piknik yaptırması çok Hygge imiş de biz bilememişiz. 

Hygge felsefesi için çok paraya ihtiyaç yok. Arkadaşlarla bir araya gelip sohbet/yemek, kışın bir battaniye altında kahve/şarap vs ile güzel bir kitap keyfi,yakılan bir mum , işyerinde öğle arası bir parkın bankında kahve içip nefes almak onların kendilerine ayırdıkları mutluluk zamanları. Aslında çok bizlik ! Bu koca şehirde plaza beyaz yakalılarının gidebileceği en yakın ağaçlı alan kaç km uzaktadır yada benim gibi çalışma binası sanayinin içinde olan biri için . Bu öğle tatilimi (ki bizim böyle bir öğle tatilimiz de yok laf aramızda) şu yolun karşısındaki oto tamircisinde veya kalıpçıda geçirip usta size kahve içmeye geldim bi Hygge yapalım diyeceğimJ

Neyse kendime bi git Allah aşkına demiyorum.Yapabileceklerimizi,olumluları alıyor, en azından bize bağlı faktörleri bu felsefeye entegre ederek uygulamaya başlıyoruz. Hiç yoktan iyidir hele şehir dışına çıkınca.

20 Haziran 2018 Çarşamba

HAÇLI KATİL - CHRIS CARTER

Chris Carter suç psikolojisi alanında bir uzman. Michigan'da adli psikoloji okumuş ve uzun süre bölge savcısının psikolog ekibinde çalışmış. Sonra her şeyi bırakıp müzikle ilgilenmiş. İngiltere’ye döndüğünde ise kendini sadece yazarlığa vermiş. 

Haçlı Katil yazdığı ilk kitap. Bizde de henüz çevrilen tek kitabı. İncelediğim kadarıyla sonraki 8 kitabı için de yorumlar çok iyi. Özellikle Executioner için Grange benzetmesi yapmışlar. Sanırım fazla kanlı bir konusu var.
Yarattığı kahraman Dedektif Robert Hunter bu tarz romanların klasik yalnız adamı. Geçmişiyle sorunlu,ilişki yürütemeyen ama işinde çok başarılı,çok zeki. 

Katil dedektif ilişkisinin ötesinde LA'deki toplumsal sorunlar,adalet sistemi,cezalar yazarın muhtemel karşılaştığı vakaların da sinyalini veriyor ve neden-sonuç bağlantılarını daha gerçekçi kılıyor.
Hikayenin suç kurgu ilişkisi de gayet mantıklı ve sürükleyici gelişti. Genelde tutan tahminim bu sefer tutmadı ve bu daha çok hoşuma gitti.